Bir zamanlar kendi hiçliğimizi fark edecek kadar her şeyin sahibini bilirdik oysa. Yahut her şeyin sahibini bilecek kadar kendi hiçliğimizin farkındaydık. Canımızı emanet niyetine taşır, herhangi bir şeyden, 'benim' diye bahsetmeye utanırdık. Hülasa ne sen senindin ne de ben benim. Her şeyin bir tek sahibi vardı.
"Seninki senin, benimki benim" demeye başladığımız vakit hayranlıkla yâd etmeye başladık "seninki senin, benimki de senin" dediğimiz günleri. Sonra bir de baktık ki; 'hepsi benim' oluvermiş.
Bulmak için aramak lazım diyorlar, aramak için de kaybettiğini bilmek. Ruhuna üflenen nefesi kendi içinde kaybettiğini bilmeyen, kendi dışında neyi arasa ne bulacak sanki? Bulsa ne olacak? Hem sadece kaybettiğini aramaz ki insan, bazen de bulunca fark eder onun hep aradığı şey olduğunu.