Birinci alâmet: Ölümü kötü görmez.
İkinci alâmet: Allah-u teâlânın sevdiğini kendi sevdiklerine tercih eder, ona yaklaşmaya sebep olan şeyleri terk eylemez.
Üçüncü alâmet: Allah-u teâlâyı daima kalbinde bulundurmak ve zorlamaksızın buna kendini vermektir.
Dördüncü alâmet: Kur'an-ı Kerim'i ve Peygamber efendimizi (s.a.v) ve onunla ilgisi olan her şeyi sevmektir.
Beşinci alâmet: Halvet ve münâcatı çok istemektir.
Altıncı alâmet: İbadetleri kolay yapar, ibadetler kendisine ağır gelmez.
Yedinci alâmet: Allah-u teâlâya itaat eden bütün kulları sever, hepsine merhametli ve müşfik olur. Bütün asileri ve kâfirleri düşman tutar.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Yarın kıyamet günü yirmi dört saatten ibaret olan her gün için kulun önüne yirmi dört hazine konur. Birini açarlar, sevabtan nurla dolu görünür, bu o saatte yaptığı sevaptır. Bunun sebebiyle öyle neşelenir, sevinir ve kalbi rahat bulur ki, bu sevinmeyi cehennemdekilere taksim etselerdi cehennemde olduklarını anlamazlardı. Bu sevinmenin sebebi bu nurların Allahu Teala'nın indinde kendisini kabule vesile olacaklarındandır. Diğer bir hazine açarlar, siyah, karanlık ve bulanık olup içinden gayet pis koku çıkar, herkes burnunu tıkar, bu da günah işlediği saattir. Kalbine o kadar korku, utanma ve sıkıntı gelir ki cennetliklere taksim olunca cennet kendilerine sıkıcı olur. Diğer bir hazine açarlar içerisi boş olur, ne zulmet ne nur bulunur, bu da boşa geçirdiği saattir. Kalbinde o kadar hasret ve eksiklik duyar ki büyük bir memleketi ve hazineyi elde edebilecek bir kimsenin boş oturup bunu elden kaçırması gibi olur, bütün ömrünü saat saat kendisine gösterirler."
İnsanın elinde mal bulunmaması, ya isteyerek ondan el çekmesi, yahut elde edememesi sebebiyledir. Elini çekmişse, zühd denir. Elde edemiyorsa, fakr denir. Fakîrin üç hâli vardır. Birincisi, malı olmaması fakat elinden geldiği kadar istemesidir, buna harîs fakîr denir. İkincisi, ne ister ne de verilince reddeder. Verirlerse alır vermezlerse kanaat eder, buna kanaat sahibi fakîr denir. Üçüncüsü, istemez ve verirlerse de almaz, almayı kötü görür, buna zâhid derler.
Hasan-ı Basrî (r.a.) buyurur: " Bende nifak olmadığını bilseydim, bunu yeryüzünde olan her şeyden daha çok severdim." Yine buyurdu: " İçin dışa, kalbin dile uymaması nifaktandır. "