Sıcak yaklaşmalıydı, sevecen, sevgi dolu olmalıydı evleneceği kadın. Henüz evliliği düşünecek yaşta bile değildi. Ama o, hep mutlu bir yuvanın özlemine çekmişti. Ailesinde görmediği sevgiyi, belki ilerdeki yıllarda hayatını birleştirecek insanda görebilecekti.
Acı acı gülümsedi. Başını sertçe salladı. Kendine gelmeye çalışıyordu.
Yaşadıkları lüks hayatın ve artık amaçsızlığın, idealsizliğin getirdiği tatminsizlikle, başka eşler edinen, birbirlerini aldatmaktan vicdani rahatsızlık duymayan ve aldatmayı yaşam biçimi olarak görenler çoğunluktaydı. Mücevherli, parıltılı ve ihtişamlı zenginler çöplüğünde.
Karakterindeki değişim de üzmüştü onu. O, hiçbir zaman; bir canlıyı öldürebilecek yapıda değildi. Ya da vücuduna eziyet edemezdi. Aslında kan görmeye bile dayanamazdı. Fakat şimdi kendi bedenine acımasızca davranabiliyordu ve bir yerlerini kesebilecek kadar katılaşmıştı. Kendisini tanıyamadı “ Allah’ım bana neler oluyor?” diye mırıldandı. “Bu kötü insan ben olamam. Bu acımasız hareketler bana ait değil”