"Her değişimin kendisiyle birlikte sürüklediği umut ve kaygıları tattığı bu eski evden ilk kez ayrılmanın acısı ve annesine veda etmenin heyecanı yüreğini doldurmaktaydı, ama tüm bu duyguların üzerinde tanımlayamadığı güçlü bir düşüncenin ağırlığı, adeta değiştirilemeyecek bir şeylerin olacağını, neredeyse dönüşü olmayan bir yola çıkışın sezgisini hissediyordu."
Genç Teğmen Giovanni Drogo -yukarıdaki satırları söylerek- yaşadığı şehirden, ailesinden ve arkadaşlarından ayrılarak yıllarca hayalini kurduğu ilk görev yerine, yani Tatar Çölü'ndeki Bastiani Kalesi'ne doğru yola çıkar. Her genç asker gibi onun da hayali kahramanca mücadele edip görevinde yükselmektir. Daha yola çıktığı ilk gün kimsenin adını sanını bilmediği hayalet bir kaleye görevlendirildiğini anlamıştır. Kaleye vardığında yaşadığı hayal kırıklığıyla beraber kaledeki her asker gibi o da oradan ayrılmanın yollarını düşünür. Bir taraftan çölün büyüsü içinde bir kıpırdanmaya neden olur. Tam doktor raporuyla gideceğini düşündüğü sırada içindeki sese kulak verir ve rapordan vazgeçer. En azından dört ay kalmaya karar verir. Bu aynı zamanda kaledeki rutin hayata ve çöle alışma sürecidir. Dör ayın sonunda kesin gitmeyi düşünen Drogo kale ile şehir yaşamı arasında bir şeylerin değiştiğini fark eder. Bir gün izinli olarak gittiği şehirde evindeki odasından, annesinin onu eskisi gibi beklemediğinden, kız arkadaşıyla araya zamanın girmesiyle duygularının köreldiğinden, çocukluk arkadaşlarının ona zaman dahi ayırmadığında kısaca eskiye, yaşadığı insana ve mekana dair ne varsa hiçbirine karşı aitlik duygusu hissedemez ve kendini koca bir yalnızlığın içinde bulur. Bu sefer gönüllü olarak iznini yarıda keser ve tekrar tekdüze hayatın yaşandığı Bastiane Kalesi'ne geri döner.
Kale'deki herkesin yaşama tutunmak için bir
Birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
Hatta şu anda içinde derin bir eziklik hissediyordu, hani yazgının en belirleyici anları, size dokunmadan burnunuzun dibinden geçip gider ve sizi solmuş yapraklardan oluşan bir burgacın ortasında bırakırlar ya, işte o yiten korkunç ama dev fırsat duygusunu hissediyordu.
Onlar, herkesin ortak yaşamına, sıradan insanların mutluluğuna, vasat bir yazgıya alışmamışlardı; birbirleriyle yan yana ya gerçekte bilincine varmadıklarından ya da sadece ruhlarının kıskanç çekingenliğiyle birer asker olduklarından, hiç söz etmeksizin aynı umutla yaşıyorlardı.