"Anne-babanın çocuğa sevgisi hariç, dünya üzerinde hiç kimse hiç kimseyi
sevmek zorunda değil.
Sevgi iddiası, saygı göstermemenin bir
yolu bazen; ve çocuğun bu saygıya herkesten çok ihtiyacı var. "
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ülkemizde de annelik deyince çoğu
kimsenin aklına çocukları için güzel yemekler pişiren, onları yıkayan, giydiren, kıyafetlerini ütüleyen, evini temiz tutan, çocuklarının yediği şeylerin içeriğine dikkat eden bir kadın
gelir. Güzel yemekler yemenin, temiz ve düzenli bir evde yaşamanın kimi çocuklar için diğerlerine nazaran daha önemli olabileceğini teslim etsem de, yetişkinlerde depresyona, anksiyeteye, sosyal kaygıya, kişilik bozukluğuna, herhangi bir soruna zemin oluşturan çocukluk tecrübelerinin hiçbirinin bu tür fiziksel durumlardan kaynaklanmadığını biliyorum. Hiçbir çocuk, annesi düğme dikmesini bilmiyor ve okula düğmesi eksik gidiyor diye, pantolon paçaları düzgün değil diye, ütülü nevresimlerde yatmıyor diye, evindeki eşyaların üzerinde toz
birikiyor diye, yediği yemeğin tadı pek güzel değildi diye yaralanmaz. Bunlar hep, kendi yetişkinlik değederimizle algıladığımız ve çocuğa da kendi bakış açımızla "iyi': "gerekli" olarak dayattığımız şeyler. Siz hiç, çocukluğunun kötü geçtiğini iddia eden ve bunu annem pilavın kıvamını bir türlü tutturamazdı;: "Kahvaltılar berbattı;: "Balkonu seneden seneye yıkıyorlardı;', "Evi de ancak iki haftada bir süpürüyorlardı;' gibi
cümlelerle açıklayan, bu gibi fiziksel durumları yetişkinlikte aşılamayan derin yaralar olarak anlatan birine rastladınız mı?
"Evet, ama bunlar sadece detay değil mi?" diye düşünebilirsiniz.