“Bu kayalar bir boğazın ağzında nöbetçi gibi dikilmişlerdi. Boğazın ardında dere bir çağlayan olup aşağı dökülüyor, tepeler çimenlerle çiçekleri üzerlerinden silkip atarak dağlaşıyordu. Bu dağların tek giyimi bozkır fundası, tek süsü yalçın kayalardı artık. Vadinin tenhalığı burada ıssız bir yaban halini alıyor, doğa, tazelikten uzaklaşarak yalın bir görkeme bürünüyordu. Yalnızlığın son sığınağı, sessizliğin son kalesiydi sanki burası.”
“Cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. Önyargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi yapışır, inatla büyürler. Bunları söküp atmak, kökünü kurutmak zor mu zordur; bunu biliyordum.”