Ne gayem ne düşüncem vardı.Zekam bütün kuvvetini içinde bulunduğu ana sarf ediyordu.Yerinde bir cevap, keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi.Böyle günübirlik bir fikir hayatının tabii neticesi olarak tezatlara, manasızlıklara, hatta edepsizliklere düşüyordum.İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daima bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum.