Her bir insanın, en eski acıları, yinelendikçe gülünçleşerek sürekli daha da derinleşen en eski acıları yeni baştan yaşadığı düşüncesine alışmak zorunda mıydık? İnsan varoluşu kendini yinelemek zorunda olabilirdi, buna diyecek yoktu, ama dillere pelesenk olmuş bayat bir ezgi gibi ya da sarhoşun birinin plak dolabına tekliği bastırıp durmadan çaldığı bir şarkı gibi yinelenecekse...
İnsan, zamanın akışını ölçen, kâh bozulan kâh onarılan, ustası onu her çalıştırdığında düzeneği umarsızlık ve sevgi üreten bir saat olmaya rıza mı göstermeliydi?
Görünenin tersine insan yaratmaz Tanrıları. Dönem ya da çağ dayatır Tanrıları insanlara. İnsan, çağına ister kulluk etsin ister başkaldırsın, katkısının da başkaldırısının da ereği, ona dışarıdan verilir.
İnsanoğlu başka dünyalar, başka uygarlıklar bulmak için yola düşmüştü ama, karanlık geçitlerde gizli bölmelerden oluşan kendi öz labirentini tanımamış, kendi mühürlediği kapıların ardında neler yattığını bulup çıkaramamıştı.