"Ve hiçbir rüya, tümüyle rüya değildir," diyerek
içini çekti Fridolin.
Albertine adamın başını iki eliyle tutup göğsüne
çekti. "Sanırım artık uzunca bir süre için uyandık,"
dedi, "uzunca bir süre."
Tek bir gecenin gerçekliğinin. hatta bütün bir insan hayatının gerçekliğinin bile, onun en iç hakikati anlamına gelmediğini sezebildiğim kadar eminim."
Şimdi ne yapacağız
Albertine?" diye sordu.
Kadın gülümsedi, bir an duraksadıktan sonra, Sanırım şükretmeliyiz: ister gerçek. ister hayal olsun yaşanan bunca macerayı kazasız belasız atlattığımız için."
Gerçekten de morgda yatan kadın. yirmi dört saat önce Bülbül'ün o vahşi piyano sesleri arasında kollarında tuttuğu çıplak kadın mıydı, yoksa bir başkası, tanımadığı ve daha önce hiç rastlamadığı biri miydi, bilmiyordu.
Bildiği bir tek şey vardı: Aradığı. arzuladığı, belki bir
saatliğine aşık olduğu o kadın hala yaşıyorsa bile
hayatını şu anda nasıl sürdürürse sürdürsün şimdi
artık arkasında bırakmış olduğu o kubbeli salonda,
gaz lambalarının titrek ışıkları altında, diğer gölgelerden biri olarak. karanlık, anlamsız ve hiçbir gizemi kalmamış olarak yatan o gölge, geride kalmış gecenin çürümeye mahküm solgun cesedinden başka bir şey değildi ve olamazdı da.