Arthur Schnitzler

Arthur Schnitzler

7.9/10
26 Kişi
·
74
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.165
Gösterim
Adı:
Arthur Schnitzler
Unvan:
Avusturyalı Tıp Doktoru, Oyun Yazarı ve Romancı
Doğum:
Leopoldstadt, Viyana, Avusturya, 5 Mayıs 1862
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 21 Ekim 1931
Viyana sosyetesinin 20. yüzyılın başlarındaki kokuşmuşluğunun portresini çizen Arthur Schnitzler, bir tıp profesörünün oğlu olarak Viyana'da doğdu. Babasının izinden yürüyerek 1879'da Viyana Üniversitesi'nde tıp tahsiline başlayan Schnitzler, altı yıl sonra doktorluk ünvanını aldı. Henüz 24 yaşında olan genç doktor, Wiener Allgemeines Krankenhaus'un Psikiyatri Bölümü'nde çalışmaya başladı. Mesleğini yürütürken bir yandan da Uluslararası Klinik Dergisi'nde (Klinische Rundschau) redaktörlük yaptı. 1888'den sonra genel polikliniğin müdürü olan babasının asistanlığını yapmaya başladı. Sigmund Freud'un çalışmalarına büyük ilgi duyan Arthur Schnitzler, telkin ve hipnoz konularını özel ilgi alanı olarak seçti.

Öğrencilik yıllarında edebiyatla ilgilenmeye başlayan ve ilk ürünlerini o yıllarda veren yazar, şiirleriyle düzyazılarının düzenli olarak dergilerde yayınlanması nedeniyle kısa sürede tanınmaya başladı. Hermann Bahn ve Hugo von Hofmannsthal ile görüşüyordu. Bu yazarlarla birlikte 1890 yılında Genç Viyana (Junges Wien) adlı yazarlar birliğini kurdu. Üç yıl sonra muayenehane açmasına rağmen doktorluk işini uzun süre yapmadı. Onun yerine yazarlığa yoğunlaşarak ve tek tek insanları örnek alarak Avusturya-Macaristan'ın toplumsal ve siyasal gerçeklerini yansıttı. Edebi kariyerine "Anatol" adlı tiyatro eseriyle başlayan Schnitzler, yedi tek perdelik oyunla delifişek melankolik bir gencin serüvenlerini anlattı. İki yıl sonra burjuva toplumu ve ahlak anlayışını eleştirdiği "Gönül Eğlencesi" oyunuyla dram yazarı olarak ünlenmeyi başardı. On perdeden oluşan ve her perdede sevişmek üzere bir araya gelen iki insan arasındaki ilişkiyi anlattığı "Rondo", büyük skandala neden oldu. Her perdede cinsel birleşmeden önce ve sonraki konuşmalara yer veren Schnitzler, kişilerin cinsellikle ilgili tutumlarını ve içgüdülerini ifade etme biçimlerini, toplum içindeki statüleri açısından tipik bir davranış biçimi olarak sergiledi. Geleneklere boğulmuş ve yalnızca cinselliğin insanları birbirine bağladığı bir toplum panoraması çizmek isteyen yazarın bu oyununun sahnelenmesi 1904'te yasaklandı.

Dram yazma işine iyice ısınan Schnitzler, 1899'da Fransız İhtilali'yle ilgili gerçeklerle insanın kendini anlaması arasındaki hatalı orantıyı gözler önüne serdiği "Yeşil Papağan" oyununu yarattı ve bu oyunda kıskançlık nedeniyle işlenen suçu, devrimci bir hareket olarak stilize etti. Yazar, yüzyılın başında yayınlanan "Teğmen Gustl" adlı öyküsünde, imparatorluğun ahlak düsturunu sorguladığı kişinin bilincini doğrudan doğruya yansıtabilmek için Alman edebiyatında ilk kez iç monolog tekniğini kullandı. Bu eserde bir fırıncı tarafından onuru zedelenen kahramanın düşünce akışı titizlikle incelendi. Fırıncıyı subay düsturuna uyarak düelloya davet edemeyen kahraman kendini öldürmek ister. Ne var ki fırıncının doğal yollarla ölümü onu bu düşüncesinden vazgeçiren en önemli sebepler arasındadır. "Teğmen Gustl"un bu biçimde son bulması yazarın kamuoyu tarafından protesto edilmesine ve sonunda Schnitzler'in elinden subay rütbesinin alınmasına neden oldu. Yazarın 1900'den sonra yazdığı dram ve öykülerinde konular genellikle aynıydı. Olaylarla duyguları analiz edip insanı zora koşan geçerli ahlak anlayışını eleştiren ve kahramanlarını içinden çıkamadıkları geçim sıkıntıları içine sokan Schnitzler, "Issız Yol" oyununda dolaylı diyalog yöntemini kullanarak farklı bir yöntem izledi. Toplumla birey arasındaki ilişkiye psikolojik açıdan yaklaşan yazar "Büyük Ülke" adlı traji-komedisinde çözülmekte olan bir toplum içinde özel yaşantıların çöküşünü anlatır.

"Profesör Bernhardi"de birey ile toplum arasındaki zıtlığı konu alan Schnitzler'in bu oyunu Yahudi düşmanlığıyla hesaplaşma niteliği taşır. Yahudi bir hastane yöneticisi, ölümcül bir hastalığa yakalanan hastasını son nefesinde uyandırmamak için papazın gelip kendisini görmesine izin vermez. Yahudi karşıtı bir atmosferin fonu önünde mahkemede cezaya çarptırılsa da halkın düşüncesi değişmez ve suçsuzluğu kanıtlanır. Uzun süre oyun yazan Arthur Schnitzler, 1920'lerden itibaren roman ve öykü dalında ürünler vermeye başladı. Yazar, "Fraiulein Else" adlı romanında toplumsal statülerini koruyabilmek için kendilerine para vermesi beklenen bir adamın önünde çırılçıplak soyunması istenilen genç kızın ruhsal çatışmalarını gözler önüne serer. "Düş Öyküsü" ise özel bir felâketle sonuçlanmayan tek tük yapıtlarından biridir. Burada bir karı koca geçirdikleri evlilik bunalımı sayesinde birbirlerine karşı daha anlayışlı olmayı öğrenirler. Evlilik dışı doğan çocuğu yüzünden toplum tarafından dışlanmış olan genç bir kadının öyküsü olan "Therese" adlı roman yazarın son eseridir. Dışlanmış olmasına rağmen kendi yolunu çizmek isteyen genç kadın bakılmak için evlenmeyi reddeder.

İç monolog tekniği kullanarak psikanaliz ilkelerini aktarmasıyla Alman edebiyatında ün yapan Arthur Schnitzler, 21 Ekim 1931'de Viyana'da yaşamını yitirdi.

Eserleri
Öyküleri: Teğmen Gustl (Leutnant Gustl, 1900), Bayan Else (Fraiulein Else, 1924), Düş Öyküsü (Traumnovelle, 1926), Therese (1928) Oyun: Anatol (1893), Gönül Eğlencesi (Liebelei, 1895), Rondo (1896), Yeşil Papağan (Der grüne Kakadu, 1899), Issız Yol (Der einsame Weg, 1903), Büyük Ülke (Das weite Land, 1911), Profesör Bernhardi (1912)
Sadece bir mutluluk vardır... kendini seven insanı bulabilmek.
Arthur Schnitzler
Sayfa 43 - Alakarga Yayınları
Bir insan, bildiği, tanıdığı bütün insanlar öldüğü zaman, gerçekten ölür ancak...
Arthur Schnitzler
Sayfa 95 - Cem Yayınevi
İnsan hayatını, yalnızca görev duygusuyla ya da fedakarlık etmek için mi riske atmalıydı ? Sırf canı öyle istediği için, bir tutku yüzünden veya sadece kaderle boy ölçüşmek için yapamaz mıydı bunu ?
Arthur Schnitzler
Sayfa 77 - Bordo Siyah Yayınları
-Nereye?
+ Nereye mi? O gece babamın parayı gömdüğü yere.
-Demek gömmüş!
+Evet, ya... yerini unutmuş.
-Unutmuş mu?
+ Evet , unutmuş . Yirmi sene parasının nerede olduğunu bilmeyen zengin biri olarak yaşamış. Harika, değil mi? Ancak ölüm döşeğinde hatırladı
-Nasıl? Ne biçim bir masal bu?
+Hayır , gerçek bay Kont! Sonra yine aynı hayat! Bitmeyen ıstırap... Zengin olup ihtiyaç içinde kıvranmak ... Sonra ben ! Sonra birden benim elime geçti. Artık ben, bağımsız biriyim...
“İnsanlar,kadınlar ve erkekler üzerindeki gücü artık yoktu.Bir şeyi hatırlayacak olsa,kelimeleri,sesi ve gözleri bundan kaçınıyordu hemen.Varlığından yoksundu artık.Onun zamanı artık geçmişti.”

Casanova hani o bildiğimiz hızlı hayata sahip,kadınları yoldan çıkarmanın tek gayesi olduğuna inanan adam,25 yılın ardından Viyana’ya dönme yolundadır ta ki eski bir dost ile karşılaşana dek.O dostun evinde ise kendisiyle yüzleşmesine sebep olacak bir kadın ile tanışır.

Kadına bakış açısı, özgüvenini yitiren erkek tarafından nasıl değişir?Bu novellada sorunun cevabını yakalamak mümkün.Her ne kadar rahatsız edici noktalar olsa da..
Küçük bir çizgi vardır; üzerinde adım atarken dengenizin sarsıldığı. Kollarınızı hareket ettirir, hava akımından medet umarsınız. Tüm bunlar aslında ayakta durabilmek için, yaşam savaşını verebilmek için harcanan çabalamalardır.

Sonra bir bakmışsınız, kapınızın ziline basılmaksızın o kapı kırılacakmış gibi yumruklarla dövülür. Sesten rahatsız olduğunuz için kalkmaya erindiğiniz o koltuktan usul usul kalkar kapıya gidersiniz.

Kim o bile demeden açtığınız kapının önü bomboş. Ne ya da kim, bu kapıyı şiddetli yumruklarıyla dövmüş olabilir ki? Kapıyı kapatır, oturduğunuz odaya gidersiniz. Oturma odasının kapısı az önceki gibi açık değildir. Bir şüphe doğar içinize.

O kapıyı da sabırsızlıkla açarsınız. Karşınızda 'ölüm' belirir, tüm soğukkanlılığıyla. Odaya girdiğiniz an ölüm içinizi ürpertir. Henüz o an üzerinize bir ağırlık çöker.

Belki kabullenirsiniz, belki de kabullenmezsiniz ama belli olan bir şey var ki; o da vaktin dolduğudur.

Çevrenizde birileri vardır elbet. Onlardan yardım bekler, yaşamak eylemini ruhunuza aşılamasını istersiniz. Fakat ortada gözardı edilen bir durum var. Ölümün karşısına henüz belirmediği o insan, yaşamayı aşılarken size, ruhu ölmekten beter olacaktır.

Alınan o nefesleri hak edişler, yaşamaklar ve ölmekler... Hepsi de birbirinden nasıl da değerli... Fedakârlıklar, feragat etmeler, dışarıdaki gökyüzünü yuva bellemeler, yeryüzünü duraktan saymalar... İnsanın yaşamak ve ölmek ruhuna büründüğü o noktadaki psikolojik halleri... Tüm bunların yanı sıra insanın, zaman geçtikçe doğadan medet umması oldukça tatmin edici.

Etkileyici, ince hacimli bir kitap; Ölmek. İtinayla tavsiye edilir.

#okuryazarkıvırcıkmasası
Fridolin ve eşi Albertine'in baloda yaşadığı gizemli bir olay sonucunda - daha yoğun olarak Fridolin'in - birbirlerine olan samimiyetlerini ve ne kadar sadık olduklarını sorgulamasıyla hikayenin esiri oluyoruz. Daha sonraysa Fridolin'in gizemli macerası bizi ele geçiriyor. Son ise '' işte bu, sizi tebrik ederim ! " dedirten türde önünüzdeki cümlelerde bitiveriyor. Okuma oranının fazla olmadığını gördüm ama şüphelerimde yanıldım. Fridolin'in eşinden uzaklaşması, nefret ettiğini düşünmesi ama bir yandan da ona elinde olmadan çekilmesi arasındaki çatışma iyi kurgulanmış. Hikayenin gizemi etkisinde kalacaksınız.
Felix Marie ve Alfred
Kitabin adından da anladigimiz konusunun ölüm olduğu Arthur Schnitzler'in kitabı...
Ölüm düşünceleri arasında boğulmuş olan hasta Felix'in iç dünyasını, Felix'in yanında olacağını onu çok sevdiğini söyleyen Marie...
Ölüm adlı şifası olmayan meretin insanları nasıl etkilediğini insana tam olarak anlatan -hissettiren- Schnitzler'e teşekkürlerimi sunuyorum.
Birini onunla ölmek isteyecek kadar sevebilmek mümkün mü?
Schnitzler kimi yerlerde bana Zweig’ı anımsatıyor ve baştan sona okuyucuya ‘sonunda ne olacak’ hissi aşılıyor.Felix’in hastalığı ile birlikte değişken ruh hali,ne yapacağını bilemeyen Marie ve aralarında kelimelere dökülemeyen düşünceler~

Yazarın biyografisi

Adı:
Arthur Schnitzler
Unvan:
Avusturyalı Tıp Doktoru, Oyun Yazarı ve Romancı
Doğum:
Leopoldstadt, Viyana, Avusturya, 5 Mayıs 1862
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 21 Ekim 1931
Viyana sosyetesinin 20. yüzyılın başlarındaki kokuşmuşluğunun portresini çizen Arthur Schnitzler, bir tıp profesörünün oğlu olarak Viyana'da doğdu. Babasının izinden yürüyerek 1879'da Viyana Üniversitesi'nde tıp tahsiline başlayan Schnitzler, altı yıl sonra doktorluk ünvanını aldı. Henüz 24 yaşında olan genç doktor, Wiener Allgemeines Krankenhaus'un Psikiyatri Bölümü'nde çalışmaya başladı. Mesleğini yürütürken bir yandan da Uluslararası Klinik Dergisi'nde (Klinische Rundschau) redaktörlük yaptı. 1888'den sonra genel polikliniğin müdürü olan babasının asistanlığını yapmaya başladı. Sigmund Freud'un çalışmalarına büyük ilgi duyan Arthur Schnitzler, telkin ve hipnoz konularını özel ilgi alanı olarak seçti.

Öğrencilik yıllarında edebiyatla ilgilenmeye başlayan ve ilk ürünlerini o yıllarda veren yazar, şiirleriyle düzyazılarının düzenli olarak dergilerde yayınlanması nedeniyle kısa sürede tanınmaya başladı. Hermann Bahn ve Hugo von Hofmannsthal ile görüşüyordu. Bu yazarlarla birlikte 1890 yılında Genç Viyana (Junges Wien) adlı yazarlar birliğini kurdu. Üç yıl sonra muayenehane açmasına rağmen doktorluk işini uzun süre yapmadı. Onun yerine yazarlığa yoğunlaşarak ve tek tek insanları örnek alarak Avusturya-Macaristan'ın toplumsal ve siyasal gerçeklerini yansıttı. Edebi kariyerine "Anatol" adlı tiyatro eseriyle başlayan Schnitzler, yedi tek perdelik oyunla delifişek melankolik bir gencin serüvenlerini anlattı. İki yıl sonra burjuva toplumu ve ahlak anlayışını eleştirdiği "Gönül Eğlencesi" oyunuyla dram yazarı olarak ünlenmeyi başardı. On perdeden oluşan ve her perdede sevişmek üzere bir araya gelen iki insan arasındaki ilişkiyi anlattığı "Rondo", büyük skandala neden oldu. Her perdede cinsel birleşmeden önce ve sonraki konuşmalara yer veren Schnitzler, kişilerin cinsellikle ilgili tutumlarını ve içgüdülerini ifade etme biçimlerini, toplum içindeki statüleri açısından tipik bir davranış biçimi olarak sergiledi. Geleneklere boğulmuş ve yalnızca cinselliğin insanları birbirine bağladığı bir toplum panoraması çizmek isteyen yazarın bu oyununun sahnelenmesi 1904'te yasaklandı.

Dram yazma işine iyice ısınan Schnitzler, 1899'da Fransız İhtilali'yle ilgili gerçeklerle insanın kendini anlaması arasındaki hatalı orantıyı gözler önüne serdiği "Yeşil Papağan" oyununu yarattı ve bu oyunda kıskançlık nedeniyle işlenen suçu, devrimci bir hareket olarak stilize etti. Yazar, yüzyılın başında yayınlanan "Teğmen Gustl" adlı öyküsünde, imparatorluğun ahlak düsturunu sorguladığı kişinin bilincini doğrudan doğruya yansıtabilmek için Alman edebiyatında ilk kez iç monolog tekniğini kullandı. Bu eserde bir fırıncı tarafından onuru zedelenen kahramanın düşünce akışı titizlikle incelendi. Fırıncıyı subay düsturuna uyarak düelloya davet edemeyen kahraman kendini öldürmek ister. Ne var ki fırıncının doğal yollarla ölümü onu bu düşüncesinden vazgeçiren en önemli sebepler arasındadır. "Teğmen Gustl"un bu biçimde son bulması yazarın kamuoyu tarafından protesto edilmesine ve sonunda Schnitzler'in elinden subay rütbesinin alınmasına neden oldu. Yazarın 1900'den sonra yazdığı dram ve öykülerinde konular genellikle aynıydı. Olaylarla duyguları analiz edip insanı zora koşan geçerli ahlak anlayışını eleştiren ve kahramanlarını içinden çıkamadıkları geçim sıkıntıları içine sokan Schnitzler, "Issız Yol" oyununda dolaylı diyalog yöntemini kullanarak farklı bir yöntem izledi. Toplumla birey arasındaki ilişkiye psikolojik açıdan yaklaşan yazar "Büyük Ülke" adlı traji-komedisinde çözülmekte olan bir toplum içinde özel yaşantıların çöküşünü anlatır.

"Profesör Bernhardi"de birey ile toplum arasındaki zıtlığı konu alan Schnitzler'in bu oyunu Yahudi düşmanlığıyla hesaplaşma niteliği taşır. Yahudi bir hastane yöneticisi, ölümcül bir hastalığa yakalanan hastasını son nefesinde uyandırmamak için papazın gelip kendisini görmesine izin vermez. Yahudi karşıtı bir atmosferin fonu önünde mahkemede cezaya çarptırılsa da halkın düşüncesi değişmez ve suçsuzluğu kanıtlanır. Uzun süre oyun yazan Arthur Schnitzler, 1920'lerden itibaren roman ve öykü dalında ürünler vermeye başladı. Yazar, "Fraiulein Else" adlı romanında toplumsal statülerini koruyabilmek için kendilerine para vermesi beklenen bir adamın önünde çırılçıplak soyunması istenilen genç kızın ruhsal çatışmalarını gözler önüne serer. "Düş Öyküsü" ise özel bir felâketle sonuçlanmayan tek tük yapıtlarından biridir. Burada bir karı koca geçirdikleri evlilik bunalımı sayesinde birbirlerine karşı daha anlayışlı olmayı öğrenirler. Evlilik dışı doğan çocuğu yüzünden toplum tarafından dışlanmış olan genç bir kadının öyküsü olan "Therese" adlı roman yazarın son eseridir. Dışlanmış olmasına rağmen kendi yolunu çizmek isteyen genç kadın bakılmak için evlenmeyi reddeder.

İç monolog tekniği kullanarak psikanaliz ilkelerini aktarmasıyla Alman edebiyatında ün yapan Arthur Schnitzler, 21 Ekim 1931'de Viyana'da yaşamını yitirdi.

Eserleri
Öyküleri: Teğmen Gustl (Leutnant Gustl, 1900), Bayan Else (Fraiulein Else, 1924), Düş Öyküsü (Traumnovelle, 1926), Therese (1928) Oyun: Anatol (1893), Gönül Eğlencesi (Liebelei, 1895), Rondo (1896), Yeşil Papağan (Der grüne Kakadu, 1899), Issız Yol (Der einsame Weg, 1903), Büyük Ülke (Das weite Land, 1911), Profesör Bernhardi (1912)

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 74 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 51 okur okuyacak.