Arthur Schnitzler

Arthur Schnitzler

Yazar
7.4/10
162 Kişi
·
432
Okunma
·
38
Beğeni
·
2.080
Gösterim
Adı:
Arthur Schnitzler
Unvan:
Avusturyalı Tıp Doktoru, Oyun Yazarı ve Romancı
Doğum:
Leopoldstadt, Viyana, Avusturya, 5 Mayıs 1862
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 21 Ekim 1931
Viyana sosyetesinin 20. yüzyılın başlarındaki kokuşmuşluğunun portresini çizen Arthur Schnitzler, bir tıp profesörünün oğlu olarak Viyana'da doğdu. Babasının izinden yürüyerek 1879'da Viyana Üniversitesi'nde tıp tahsiline başlayan Schnitzler, altı yıl sonra doktorluk ünvanını aldı. Henüz 24 yaşında olan genç doktor, Wiener Allgemeines Krankenhaus'un Psikiyatri Bölümü'nde çalışmaya başladı. Mesleğini yürütürken bir yandan da Uluslararası Klinik Dergisi'nde (Klinische Rundschau) redaktörlük yaptı. 1888'den sonra genel polikliniğin müdürü olan babasının asistanlığını yapmaya başladı. Sigmund Freud'un çalışmalarına büyük ilgi duyan Arthur Schnitzler, telkin ve hipnoz konularını özel ilgi alanı olarak seçti.

Öğrencilik yıllarında edebiyatla ilgilenmeye başlayan ve ilk ürünlerini o yıllarda veren yazar, şiirleriyle düzyazılarının düzenli olarak dergilerde yayınlanması nedeniyle kısa sürede tanınmaya başladı. Hermann Bahn ve Hugo von Hofmannsthal ile görüşüyordu. Bu yazarlarla birlikte 1890 yılında Genç Viyana (Junges Wien) adlı yazarlar birliğini kurdu. Üç yıl sonra muayenehane açmasına rağmen doktorluk işini uzun süre yapmadı. Onun yerine yazarlığa yoğunlaşarak ve tek tek insanları örnek alarak Avusturya-Macaristan'ın toplumsal ve siyasal gerçeklerini yansıttı. Edebi kariyerine "Anatol" adlı tiyatro eseriyle başlayan Schnitzler, yedi tek perdelik oyunla delifişek melankolik bir gencin serüvenlerini anlattı. İki yıl sonra burjuva toplumu ve ahlak anlayışını eleştirdiği "Gönül Eğlencesi" oyunuyla dram yazarı olarak ünlenmeyi başardı. On perdeden oluşan ve her perdede sevişmek üzere bir araya gelen iki insan arasındaki ilişkiyi anlattığı "Rondo", büyük skandala neden oldu. Her perdede cinsel birleşmeden önce ve sonraki konuşmalara yer veren Schnitzler, kişilerin cinsellikle ilgili tutumlarını ve içgüdülerini ifade etme biçimlerini, toplum içindeki statüleri açısından tipik bir davranış biçimi olarak sergiledi. Geleneklere boğulmuş ve yalnızca cinselliğin insanları birbirine bağladığı bir toplum panoraması çizmek isteyen yazarın bu oyununun sahnelenmesi 1904'te yasaklandı.

Dram yazma işine iyice ısınan Schnitzler, 1899'da Fransız İhtilali'yle ilgili gerçeklerle insanın kendini anlaması arasındaki hatalı orantıyı gözler önüne serdiği "Yeşil Papağan" oyununu yarattı ve bu oyunda kıskançlık nedeniyle işlenen suçu, devrimci bir hareket olarak stilize etti. Yazar, yüzyılın başında yayınlanan "Teğmen Gustl" adlı öyküsünde, imparatorluğun ahlak düsturunu sorguladığı kişinin bilincini doğrudan doğruya yansıtabilmek için Alman edebiyatında ilk kez iç monolog tekniğini kullandı. Bu eserde bir fırıncı tarafından onuru zedelenen kahramanın düşünce akışı titizlikle incelendi. Fırıncıyı subay düsturuna uyarak düelloya davet edemeyen kahraman kendini öldürmek ister. Ne var ki fırıncının doğal yollarla ölümü onu bu düşüncesinden vazgeçiren en önemli sebepler arasındadır. "Teğmen Gustl"un bu biçimde son bulması yazarın kamuoyu tarafından protesto edilmesine ve sonunda Schnitzler'in elinden subay rütbesinin alınmasına neden oldu. Yazarın 1900'den sonra yazdığı dram ve öykülerinde konular genellikle aynıydı. Olaylarla duyguları analiz edip insanı zora koşan geçerli ahlak anlayışını eleştiren ve kahramanlarını içinden çıkamadıkları geçim sıkıntıları içine sokan Schnitzler, "Issız Yol" oyununda dolaylı diyalog yöntemini kullanarak farklı bir yöntem izledi. Toplumla birey arasındaki ilişkiye psikolojik açıdan yaklaşan yazar "Büyük Ülke" adlı traji-komedisinde çözülmekte olan bir toplum içinde özel yaşantıların çöküşünü anlatır.

"Profesör Bernhardi"de birey ile toplum arasındaki zıtlığı konu alan Schnitzler'in bu oyunu Yahudi düşmanlığıyla hesaplaşma niteliği taşır. Yahudi bir hastane yöneticisi, ölümcül bir hastalığa yakalanan hastasını son nefesinde uyandırmamak için papazın gelip kendisini görmesine izin vermez. Yahudi karşıtı bir atmosferin fonu önünde mahkemede cezaya çarptırılsa da halkın düşüncesi değişmez ve suçsuzluğu kanıtlanır. Uzun süre oyun yazan Arthur Schnitzler, 1920'lerden itibaren roman ve öykü dalında ürünler vermeye başladı. Yazar, "Fraiulein Else" adlı romanında toplumsal statülerini koruyabilmek için kendilerine para vermesi beklenen bir adamın önünde çırılçıplak soyunması istenilen genç kızın ruhsal çatışmalarını gözler önüne serer. "Düş Öyküsü" ise özel bir felâketle sonuçlanmayan tek tük yapıtlarından biridir. Burada bir karı koca geçirdikleri evlilik bunalımı sayesinde birbirlerine karşı daha anlayışlı olmayı öğrenirler. Evlilik dışı doğan çocuğu yüzünden toplum tarafından dışlanmış olan genç bir kadının öyküsü olan "Therese" adlı roman yazarın son eseridir. Dışlanmış olmasına rağmen kendi yolunu çizmek isteyen genç kadın bakılmak için evlenmeyi reddeder.

İç monolog tekniği kullanarak psikanaliz ilkelerini aktarmasıyla Alman edebiyatında ün yapan Arthur Schnitzler, 21 Ekim 1931'de Viyana'da yaşamını yitirdi.

Eserleri
Öyküleri: Teğmen Gustl (Leutnant Gustl, 1900), Bayan Else (Fraiulein Else, 1924), Düş Öyküsü (Traumnovelle, 1926), Therese (1928) Oyun: Anatol (1893), Gönül Eğlencesi (Liebelei, 1895), Rondo (1896), Yeşil Papağan (Der grüne Kakadu, 1899), Issız Yol (Der einsame Weg, 1903), Büyük Ülke (Das weite Land, 1911), Profesör Bernhardi (1912)
Şimdi, yaşanan bütün o önemsiz şeyler, kaçırılmış fırsatların aldatıcı ışığında onlara büyüleyici ve acı verici geliyordu.
Arthur Schnitzler
Sayfa 29 - Albertine & Fridolin
128 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
Bastırılmış arzular, evli bir çift, her an baştan çıkarılabilme hissiyatı...

İnsanın bilinçaltında ne yaşamayı arzuladığı ve rüyaların söyledikleri birbiriyle örtüşüyor olabilir elbette. Schnitzler, Freud’un uzun seneler üzerinde denemelerle keşfettiği bilgilere bu kısa romanında sezileri ve bi nebze de olsa kendi yaşantısıyla ulaşmış diyebiliriz.

Psikanalitik bakışın; rüya ve gerçeği, aydınlık ve karanlığı, kadın (eril dünyada bastırılmış kadın) ve erkeği olağanüstü akıcı bir şekilde incelediği muhteşem bir kitap...

Avusturya’da geçen kitabın hemen hemen aynı fiziki şartlar korunarak 1999’da Amerika’da, Stanley Kubrick tarafından sinemaya aktarıldığını ve usta yönetmenin film yayımlanamadan intihar ettiğini (cinayet diyenler oldukça fazla) eklemem gerekiyor. Filmi kitabı okumadan izlememe rağmen kitabı okurken filmin de ne denli ustalıkla beyaz perdeye aktarıldığını anlamış bulundum. Nicole Kidman ve Tom Cruise’un başrolünde olduğu filmini de izlemenizi önererek yazımı noktalıyorum.
104 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu o roman. Kubrick'in eyes wide shut filminin ortaya çıkma sebebi, usta yönetmen tarafından beyaz perdeye uyarlanan o önemli eser "Rüya". Kitabı okurken nefesim kesildi diyebilirim. İnanılmazdı. Kubrick'in neden etkilendiğini anlamak hiç zor değil.
Kitapta anlatılan gizli cemiyetin İlluminati olması, bunların aslında gerçek olduğunu bilmek insanı daha da etkiliyor.
Dahası kadın erkek ilişkilerini, insanın o ilkel tarafını, aldatmanın acınası çekiciliği rahatsız edici şekilde anlatılmış.
Yazara gelirsek,
Freud'un "ruh ikizim" dediği yazar Arthur Schnitzler onun en yakın arkadaşı ve çalışmalarının en yakın takipçisi. Hatta öyle ki Arthur Schnitzler'in eserleri için Freud'un teorilerinin ete kemiğe bürünmüş hali diyebiliriz. Bu eserde de zaten Freud'un ünlü "rüyaların yorumu" kitabının izlerini görebilirsiniz. Schnitzler'in de dediği gibi:
Hiçbir rüya, sadece rüya değildir.
Bu güzel romanın bu kadar az okunması beni üzdü açıkçası. En azından filmini izleyin derim!
96 syf.
·2/10 puan
Ölmek üzere olan bir adamın, sevdiği kadına karşı gittikçe saplantıya dönüşen sahip kalma içgüdüsünün neredeyse otobiyografik bir dille yaşatıldığı bir eser! “Benimle ölmelisin!” Peki kadın ölmeli miydi gerçekten? Kendisi için yıllarca yapmış olduğu fedakarlığa birlikte ölmeyi de eklemeli miydi? Okunmasa da olur diyebileceğim, edebi yönden tutarlı olsa da felsefi ve düşünsel derinliği olmayan, iç seslerin boğduğu bir kitap... hani olgu çıkınca elinde bir şey kalsın ister okuyucu... Bir fikir, bir derinlik, bir etki... İşte bu açıdan yoksul bir eser...
96 syf.
·1 günde·6/10 puan
Ölmek kitabı birkaç açıdan değerlendirilebilir. Örneğin; hastalığın yıkıcılığı, varoluş sorunları, sadakat, sevgi ve ölmek...
Kitabın yazarı Arthur Schnitzler daha önce bazı sinema senaryolarının alındığı kitaplar yazmış. Oldukça kapsamlı bir yazar. Fakat bu eserini o kadar da kapsamlı bulamadım. Hasta bir adamın yokoluşu ve sevgilisine karşı olan sevgisini sürekli canlı tutmaya çalışması gibi konular kısacık kitapta sürekli tekrar edilmiş gibi geldi bana. Belki de kitaptan çok şey beklediğim için böyle düşünüyor olabilirim. Durağan ve sakin bir akışta ilerleyen kitaplardan hoşlananlar için ilgi çekici olabilir.
96 syf.
·1 günde·9/10 puan
Bu kitaptan ilk defa haberdar olmam Kubrick'in "Eyes Wide Shut" filmi ile oldu. Filmden o denli etkilenmiştim ki hemen araştırmaya başladım ve yazarın Arthur Schnitzler olduğunu görünce ilgim daha da arttı ve kitabı hemen edinmek istedim.

Arthur Schnitzler ismini ilk kez Freud ile birlikte duymuştum. İkisi de Viyanalı doktorlar ve aynı dönemde yaşayıp eserler vermişler. Freud hem kıskanmış hem de yeri gelince de tebrik etmiş Schnitzler'i. Onu ruh ikizim olarak tanımlamış. Schnitzler de döneminde hem bilinçaltı hem de rüya kavramlarıyla ilgilenmiştir. Doktor olmasının yanı sıra yazar ve oyun yazarıdır.

Rüya romanı yani özgün adıyla "Traumnovelle" oldukça kısa ama etkili bir romandır. Viyana'nın sokaklarında gizemli olaylara konuk eder bizi. Ana karakterimiz olan Fridolin başarılı bir doktordur ve Albertine ile evlidir. Bir davette yaşadıklarının üzerinden evliliklerini sorgulamaya başlarlar. Bunun yanı sıra Fridolin'in tıp fakültesinden bir arkadaşıyla karşılaşması olayları geliştirir ve olanlar olur.

Merak unsurunu çok güzel işleyen, çok katmanlı bir roman. Kitap kısa ama çok daha uzun olabilirmiş, bittiğinde daha devam etmesini ister halde buluyorsunuz kendinizi.

Bu kadar başarılı bir kitabı bulup onu harika bir şekilde beyaz perdeye aktardığı için Kubrick de özel bir teşekkürü hak ediyor bence. Hem filmi hem de kitabı şiddetle tavsiye ederim.

Viyana'nın karlı sokaklarında, şık davetlerinde dolaşırken karşılaştıklarınıza inanamayacaksınız. Şimdiden keyifli okumalar dilerim,
96 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Schnitzler'in Ölmek kitabı, yıllar önce anlatılan bir olayı hatırlattı bana.Bir tanıdığımız, çok genç yaşta ölüme adım adım yaklaşırken, eşini yanına çağırıp ona vururdu.Kalan azıcık gücüyle.Sebep kendisinin ölüyor olması, eşinin ise yaşayacak olmasıydı.
Roman kahramanı Felix de ölüme adım adım yaklaşırken, dünyadan ayrılmanın hüznünü yaşar.Sevgilisini geride bırakmak zor gelir.
Aklıma Ezginin Günlüğü'nün sözleri Ataol Behramoğlu'na ait olan Sen Giderken şarkısı da düştü.
"Durdum baktım arkandan sen giderken
Bana bir hoşça kal bile demeden giderken
İnsan neler duyar anladım o zaman
Can alıp başını bedenden giderken"
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Bazı aşklar vardır ölümüne sevdiğimizi haykırırız. Tıpkı şarkılarda söylendiği gibi yaşamak hüner değil seninle ölmek istiyorum, Sensiz yaşayamam, vs vs. Hep düşünmüşümdür cidden böyle bir ruh hali olabilir mi ya da varsa bunu iddia eden şahıs pratikte bu kahramanca sarfettiği sözleri uygulayabilir mi? Yoksa laf olsun göz boyansın diye mi yapılır bu lakırdılar? Bir dönem kafamda sanki başka işim gücüm yokmuş gibi böyle şeyleri düşünürdüm

Devamı : https://www.kitapofisihakan.com/edebiyat/olmek/
128 syf.
Romanda evli bir çiftin aralarında geçen güven, dürüstlük, ihanet gibi konular ele alınıyor. Baş karakter Dr. Fridolin'in gizli bir baloya gitmesiyle şahit olduğu olaylar ve eşinin gördüğü bir dizi ilginç rüyalara değinen kısa ama etkili bir kitap.

Kubrick, Eyes Wide Shut filmini, bu kitaptan uyarlamış. Filmi izlediyseniz kitapta çokça benzer sahneler görebilirsiniz. Yorumlanması zor bir kitap. Özellikle kitabı bitirdikten sonra romanı çözümlemek için  tekrar önsöz bölümüne bakmanızı öneririm. Gizem ve psikolojik gerilim sevenlere önerilir.
248 syf.
·3 günde·8/10 puan
Öykü okumayı sevenlere ve hatta öykü okumayı sevmeyenlere bile şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap anlatmak istiyorum size ; Ölüler Susar . Bu kitap, okurken sıklıkla durup düşünmenize sebep olacak cümlelere maruz kaldığınız, kelimelerin gücünün had safhada kullanıldığı , zihin çalıştıran bir kitap.
.
☘ " Ben aşk ve ölüm üzerine yazarım. Bunlardan başka yazılacak bir konu olabilir mi? " şeklinde bir demeci var yazarın. Aşk ve Ölüm; hayatı yaşarken insanı en cok etkileyen iki durum. Yazarın öykülerinde işleyişi ise , çoğuna sıradan gelecek konuları, kendine has anlatım tarzıyla, müthiş duygu-durum tasvirleriyle okurla buluşturmuş olması. Mesela karakter , sancılı bir durum içine giriyor ve siz yüreğinizin  sıkıştığını hissediyorsunuz , bunu başarmak oldukca zor olsa gerek.
.

Yazarın biyografisi

Adı:
Arthur Schnitzler
Unvan:
Avusturyalı Tıp Doktoru, Oyun Yazarı ve Romancı
Doğum:
Leopoldstadt, Viyana, Avusturya, 5 Mayıs 1862
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 21 Ekim 1931
Viyana sosyetesinin 20. yüzyılın başlarındaki kokuşmuşluğunun portresini çizen Arthur Schnitzler, bir tıp profesörünün oğlu olarak Viyana'da doğdu. Babasının izinden yürüyerek 1879'da Viyana Üniversitesi'nde tıp tahsiline başlayan Schnitzler, altı yıl sonra doktorluk ünvanını aldı. Henüz 24 yaşında olan genç doktor, Wiener Allgemeines Krankenhaus'un Psikiyatri Bölümü'nde çalışmaya başladı. Mesleğini yürütürken bir yandan da Uluslararası Klinik Dergisi'nde (Klinische Rundschau) redaktörlük yaptı. 1888'den sonra genel polikliniğin müdürü olan babasının asistanlığını yapmaya başladı. Sigmund Freud'un çalışmalarına büyük ilgi duyan Arthur Schnitzler, telkin ve hipnoz konularını özel ilgi alanı olarak seçti.

Öğrencilik yıllarında edebiyatla ilgilenmeye başlayan ve ilk ürünlerini o yıllarda veren yazar, şiirleriyle düzyazılarının düzenli olarak dergilerde yayınlanması nedeniyle kısa sürede tanınmaya başladı. Hermann Bahn ve Hugo von Hofmannsthal ile görüşüyordu. Bu yazarlarla birlikte 1890 yılında Genç Viyana (Junges Wien) adlı yazarlar birliğini kurdu. Üç yıl sonra muayenehane açmasına rağmen doktorluk işini uzun süre yapmadı. Onun yerine yazarlığa yoğunlaşarak ve tek tek insanları örnek alarak Avusturya-Macaristan'ın toplumsal ve siyasal gerçeklerini yansıttı. Edebi kariyerine "Anatol" adlı tiyatro eseriyle başlayan Schnitzler, yedi tek perdelik oyunla delifişek melankolik bir gencin serüvenlerini anlattı. İki yıl sonra burjuva toplumu ve ahlak anlayışını eleştirdiği "Gönül Eğlencesi" oyunuyla dram yazarı olarak ünlenmeyi başardı. On perdeden oluşan ve her perdede sevişmek üzere bir araya gelen iki insan arasındaki ilişkiyi anlattığı "Rondo", büyük skandala neden oldu. Her perdede cinsel birleşmeden önce ve sonraki konuşmalara yer veren Schnitzler, kişilerin cinsellikle ilgili tutumlarını ve içgüdülerini ifade etme biçimlerini, toplum içindeki statüleri açısından tipik bir davranış biçimi olarak sergiledi. Geleneklere boğulmuş ve yalnızca cinselliğin insanları birbirine bağladığı bir toplum panoraması çizmek isteyen yazarın bu oyununun sahnelenmesi 1904'te yasaklandı.

Dram yazma işine iyice ısınan Schnitzler, 1899'da Fransız İhtilali'yle ilgili gerçeklerle insanın kendini anlaması arasındaki hatalı orantıyı gözler önüne serdiği "Yeşil Papağan" oyununu yarattı ve bu oyunda kıskançlık nedeniyle işlenen suçu, devrimci bir hareket olarak stilize etti. Yazar, yüzyılın başında yayınlanan "Teğmen Gustl" adlı öyküsünde, imparatorluğun ahlak düsturunu sorguladığı kişinin bilincini doğrudan doğruya yansıtabilmek için Alman edebiyatında ilk kez iç monolog tekniğini kullandı. Bu eserde bir fırıncı tarafından onuru zedelenen kahramanın düşünce akışı titizlikle incelendi. Fırıncıyı subay düsturuna uyarak düelloya davet edemeyen kahraman kendini öldürmek ister. Ne var ki fırıncının doğal yollarla ölümü onu bu düşüncesinden vazgeçiren en önemli sebepler arasındadır. "Teğmen Gustl"un bu biçimde son bulması yazarın kamuoyu tarafından protesto edilmesine ve sonunda Schnitzler'in elinden subay rütbesinin alınmasına neden oldu. Yazarın 1900'den sonra yazdığı dram ve öykülerinde konular genellikle aynıydı. Olaylarla duyguları analiz edip insanı zora koşan geçerli ahlak anlayışını eleştiren ve kahramanlarını içinden çıkamadıkları geçim sıkıntıları içine sokan Schnitzler, "Issız Yol" oyununda dolaylı diyalog yöntemini kullanarak farklı bir yöntem izledi. Toplumla birey arasındaki ilişkiye psikolojik açıdan yaklaşan yazar "Büyük Ülke" adlı traji-komedisinde çözülmekte olan bir toplum içinde özel yaşantıların çöküşünü anlatır.

"Profesör Bernhardi"de birey ile toplum arasındaki zıtlığı konu alan Schnitzler'in bu oyunu Yahudi düşmanlığıyla hesaplaşma niteliği taşır. Yahudi bir hastane yöneticisi, ölümcül bir hastalığa yakalanan hastasını son nefesinde uyandırmamak için papazın gelip kendisini görmesine izin vermez. Yahudi karşıtı bir atmosferin fonu önünde mahkemede cezaya çarptırılsa da halkın düşüncesi değişmez ve suçsuzluğu kanıtlanır. Uzun süre oyun yazan Arthur Schnitzler, 1920'lerden itibaren roman ve öykü dalında ürünler vermeye başladı. Yazar, "Fraiulein Else" adlı romanında toplumsal statülerini koruyabilmek için kendilerine para vermesi beklenen bir adamın önünde çırılçıplak soyunması istenilen genç kızın ruhsal çatışmalarını gözler önüne serer. "Düş Öyküsü" ise özel bir felâketle sonuçlanmayan tek tük yapıtlarından biridir. Burada bir karı koca geçirdikleri evlilik bunalımı sayesinde birbirlerine karşı daha anlayışlı olmayı öğrenirler. Evlilik dışı doğan çocuğu yüzünden toplum tarafından dışlanmış olan genç bir kadının öyküsü olan "Therese" adlı roman yazarın son eseridir. Dışlanmış olmasına rağmen kendi yolunu çizmek isteyen genç kadın bakılmak için evlenmeyi reddeder.

İç monolog tekniği kullanarak psikanaliz ilkelerini aktarmasıyla Alman edebiyatında ün yapan Arthur Schnitzler, 21 Ekim 1931'de Viyana'da yaşamını yitirdi.

Eserleri
Öyküleri: Teğmen Gustl (Leutnant Gustl, 1900), Bayan Else (Fraiulein Else, 1924), Düş Öyküsü (Traumnovelle, 1926), Therese (1928) Oyun: Anatol (1893), Gönül Eğlencesi (Liebelei, 1895), Rondo (1896), Yeşil Papağan (Der grüne Kakadu, 1899), Issız Yol (Der einsame Weg, 1903), Büyük Ülke (Das weite Land, 1911), Profesör Bernhardi (1912)

Yazar istatistikleri

  • 38 okur beğendi.
  • 432 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 233 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları