Senin içindedir kabullenemediğin hayatlar... Bu acılardan iğrenerek bela savurduğun her şey, her şey içindedir senin... Sana gülüp o bensersiz umutlarını harcamaya kalkanlar, sana kazık atmaya kalkanlar, sana ceza vermeye çalışarak ömür boyu dışlamaya çalışanlar... İçindedir sana çılgın bir aşkla yaklaşsalar da sana hep tuhaf bir gözle bakanlar... Yalvarın, ömrünce bin bir emekle serptiğin aşkını işte hayattan...
Hayatın öyle bir özelliği var ki, peşinden koştuğunuz şey için size uzun bir süre kovala-kaç oyununu oynatıyor. Hırs yaptığınızda, takıntı yaptığınızda kovaladığınız şey sizden bir adım daha uzaklaşıyor. Hâlbuki hırslarınızdan arındığınızda, bir nehir gibi akışına bıraktığınızda ve elbette pes etmeden gereken şeyleri yapıp, kâinatın akışına müdahale etmeye kalkışmadığınızda, artık o peşinden koşmayı bıraktığınız, ama yine de sakince izini sürmeye devam ettiğiniz şey bir anda gelip sizi buluyor. Yani dostlar, kâinat diyor ki; "Zorlama, iz sür, önemlini al ama benim işime karışma..." Ve eğer sen matlubuna ulaşmak için kendini adadıysan, bu adayışlar gün geliyor meyvelerini veriyor. Teslimiyet ve adanış formülü, size matlubunuzun yolunu açıyor ve hatta ona kavuşturuyor. Ama insan acelecidir, zordur teslimiyet ve adanmışlık... Bunu başarabileni tebrik etmeli!
Sevmek incelik ister, zarafet ister, saygı ister, fedakarlık ister, kucaklanmak, sımsıkı sarılmak ister. Sevgide karşılık beklenmez dostum; karşılık beklenirse adı sevgi olmaz. Çıkarsız, amaçsız, sadece sevmek gerekir; yalın ve duru, çıkarsız ve karşılıksız... Her şeye, tüm menfi hadislere rağmen sevmek, sevmeyi becerebilmek ve o ulvi hisleri paylaşabilmek gönülden...