Tek başına ne duru iyilik ne de saf kötülük sensin. Ne baştan
ayağa cennetsin ne de tümüyle cehennemsin. Aynı ânda birbirine
zıt iki şeysin. İçinde iyilik ve kötülüğü besleyip büyütecek yeteneğe
aynı ânda rastlayacaksın. Hataya da sevaba da aynı derecede ehli-
yetli olacaksın. Bir yanın yükselmeye çekecek seni bir yanın düş
tükçe düş diyecek. Zirvelerle çukurlar arasında gidip geleceksin.Ama. Bu ikilik kabahatin değil senin mahiyetin. Üstünlüğün,
zayıflığın olan bu şeyde. Tepeden tırnağa çamursun Âdem ilk bakış
ta. Toprağın topraklığına batmış gibisin. Ama bu halinle kıymetli-
sin. Çünkü bu halini aşabilirsin. İçindeki kutsal ruha sahip çıkabi-
lirsin. İşte o zaman melek değil ama melekler gibisin. Ve ey Âdem
unutma, böyle bir tartıda melek gibi olmak melek olmaktan ağır
çeker. Çünkü sen o iki şey arasında özgür irade-bilinçli seçimsin.
Deniyordu ki: Secde edin.
Yani, onun üstünlüğünü şeksiz şüphesiz kabul edin. Değerini
bilin. Bilmekle kalmayın bildiğinizi de gösterin. Ona selâm edin.
Ona selâm ederken Bana yönelin. Eğilin onun önünde, Benim
ruhumdan bir parçanın önünde eğilir gibi eğilin.
Şimdi Yaratan’la yaratılan arasında bir nefes ilişkisi. Yaratan
yarattığına şu şahdamarı kadar yakınsa, yaratılan da Yaratan’ına bir
nefes kadar yakındı. Çamurdu bedeninin özü ama alnında bir hali-
felik mührü, ruhunda O’nun ruhundan vardı.
Âdem’in hikâyesini hatırlayan herkes, her şey kendi başın-
dan geçmiş gibi olur. Kendi hikâyesini okur.
Ben?
Benden önce seçilmiş bir yolun yolcusu olarak geldim bu
dünyaya ben. Bana sorulmadı. Ama sorulsaydı ben de seçerdim.
Açık itiraf işte, yasak meyveyi, unutarak ve hatırlayarak ben de
yerdim.
Hangimiz balçık bedeni yaratılmışların en üstünü kılacak
olan kutsal nefese, özgür iradeye hayır, derdik?
Hangimiz insan olmanın şerefli bilincine, kansız olaysız bir
masumluk halini tercih ederdik?
Hangimiz bir dünya yolculuğunun onurlu yorgunluğuna,
kazasız belâsız cennet yaşamının bilgisizliğini yeğlerdik?
Bilmemenin güvencesini hangimiz neylerdik?
Bildiğini bilmeyen bilgisini ne yapsın? Sen biliyordun ben
bilmiyordum, buna kim dayanabilir?
Demem o ki, dağların taşların taşımaya takat yetiremediği
teklifi hangimiz reddederdik?
Ödülle cezayı hangimiz ayırt edebilirdik?
Yasak meyveyi hangimiz yemezdik?