“Geçip gitmede ömür... Umutlar hep yarın, yarın, yarın!.. Tükenen zamanı dolduruyor hep kuru kavgalar, boş didişmeler, faydasız gürültüler... Aklını başına al kardeş! Günü, bugün say; ölüm ki kaşla göz arasında; ölüm ki dudakla söz arasındadır...”
“Uyan ey insan, her şey ‘ben’den doğdu hep; benlikten doğdu... Bütün aptallıklar, bütün kötülükler benlikten doğdu... Öyleyse hep benden olsun feryadın, bütün şikayetin hep benden... Çünkü ölüm var. Herkese kendi rengindedir ölüm...”
“Şu cihan mülkünü Kaf’tan Kaf’a tuttun, bütün cihan malını bir zar ile üttün tut. Süleyman tahtına oturup, cinlere ve develere hükmettin, Firavun’un ve Nuşirevan’ın zenginliklerine sahip oldun tut. Üstüne bir de Karun’un hazinelerini ekledin, ağızda çiğnenmiş bir lokma olan şu dünyayı dahi yuttun tut. Önür bir ok, zaman bir yay, bir el o yayı germiş, sen o yayı attın tut. Aldığın her nefes, keseden akmakta olan bir kum tanesi, kese ortalanmış ve sen kumu tükettin tut.”
“Her biri bir şeyi arayan yığınla insan gördüm. Her bir derdin, sonunda Bir olana vardığına orada inandım. Bir bir geliyor, bir bir gidiyor, geriye Bir kalıyordu.”108