" Aşkı nasıl mı hayal ederdim? Ah, çok basit. Son derece sade ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız hayat veren temiz havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en doğal, en güzel şeylerle. "
" Gökyüzünün sonsuzluğuna yükselmek istiyorum,
Denizin derinliklerine gömülüyorum,
Sana bütün dünyanın nimetlerini vermek istiyorum!
Yeter ki sev beni! Sev beni!"
" Bakış açımızı genişleten, hayatı önümüze seren ve bizi bağımsızlaştıran kitaplar niye bir cephe hizmeti olsun ki," diyerek şaşkınlıkla ona baktı kız. "Bu dünyada bizi özgürlüğe yaklaştıran tek bir şey varsa o da zihinsel çalışmalardır."
O erkeklerin yüzlerinde gördüğüm kibir yüklü aşağılamayı daha önce hiçbir yerde görmemiştim; ne de diğer kızların bakışlarından okunan, bir hemcinslerinin zarar görmesinden duydukları aşağılayıcı memnuniyeti. Hem de bu kafede, kendi gibilerin arasında, bir anlamda kendi mekanındayken yaşadı. Dışlandı! Ah, bence böyle acınası durumdayken dostça, basit bir insani temasa nasıl da ihtiyaç duymuş olmalı!