Duyguların kendileri iyi ya da kötü doğru ya da yanlış ahlaklı ya da ahlaksız değildir. Her insan öyle ya da böyle bir zamanda öfke, kıskançlık, nefret, yıkıcılık ve üstünlük duygularını hisseder. Çoğu insan çok daha ölümcül duygulara sahiptir. Bu duyguların kendisi kötü değildir ve bizi kötü bir insan yapmaz. Önemli olan bu duygularla ne yapacağınızdır. Kendinizi hissettiklerinizden dolayı yargılamayın. Kendinizi eylemlerinizden dolayı yargılayın.
İlk adım duygularınızı fark etmeyi ve onları kelimelere dökmeyi öğrenmektir. "Üzgünüm", "Öfkeliyim" ya da "Şunu yaptığında beni incittin" gibi cümlelerde sihirli bir şeyler vardır. Kendinize ya da bir başkasına duygularınızı tanımladığınız ve onları adlandırdığınız zaman bir adım atar ve gaza basarsınız. İçinizden dışınıza bir şey çıkarırsınız. Bilinmeyeni bilinir hale getirir ve idareyi ele geçirirsiniz. Çok değerli bir kaynak oluşturursunuz: Duygularınız, yakıtınızdır.
Kabul edilmeyen ya da açıklanmayan duygular bir araya gelip öfke patlaması olarak ortaya çıkma eğilimindedir. Sonuç olarak bastırılan duygular sakin kalmayı reddeder.
Ebeveynler her kural koyduğunda ya da bu tarz bir beklentiye girdiğinde, bu kurallar çocukların repertuvarının bir parçası olur. Çocuk sıkıcı bulduğu bu işleri yapmak için kendini nasıl zorlayacağını öğrenir. Diğer yandan duygusal anlamda ihmalkar ebeveynler çocuklarının abur cubur yemesini ya da parasını har vurup harman savurmasını engellemez. Çocuk, kendisiyle baş başa bırakıldığında, kendi isteklerini nasıl yerine getireceğini öğrenir. Duygusal ihmal çoğu zaman kendi zevkine düşkünlük ile ilgili problemlere yol açar.
Okuldan eve C ve D'lerle dolu bir karne getirdiğinde, annesinin verdiği tepki, "Pekala yapabildiğinin en iyisini yapmaya çalışıyorsun." olurdu. Carrie, bu yorumdan kendisinden çok fazla şey beklenmediği çünkü çok fazla şey yapabilecek kadar zeki olmadığı mesajını almıştı.