Hakan Günday’ı tanımam ve bu kitabı okumaya başlamam, kitabındaki bir alıntıya rast gelmem ve cümlelerinin beni etkilemesi sonucunda oluşan merakla başladı. Gerçekten de cümle kurma biçimi, cümlede seçtiği kelimeler ve onları dizme şekli çok farklıydı, kendine hastı. İlk romanı Kinyas ve Kayra’yı hep görüyordum ama hiç okumak için yeltenmemiştim. Ama onu da Azil'i bitirdikten sonra en kısa zamanda okuma isteği oluştu.
Kitaba gelecek olursam, dediğim gibi kitabın cümleleri düşündürücü cümleler. Hatta sık sık cümleleri tekrarladım daha iyi anlayıp sindirebilmek için. Öyle alayım okuyayım bir kitap değil, sakinlik gerektiriyor diyebilirim.
Kitabın konusu hakkındaki en güzel özet ise, kapağındaki “Deha ile delilik arasında seyreden bir hayat...” cümlesi bence. Romanda Asil karakterinin hayatını okuyoruz. Ama sürekli gerçekleri değişen bir hayat ve hangisinin gerçek olduğunu bilemediğimiz çelişkili bir hayat. Asil ise dahilik ve delilik arasında gidip gelen ve bu sizin okurken bile nasıl birisi olduğuna tam hüküm veremediğiniz birisi. Tanrıyı, varoluşu, aileyi, iyiliği, kötülüğü sorgulayan ve özünü bulmak isteyen bir hayatı var. Kafasında yaşayan başka bir Asil'le uzlaşma çabası içerisinde diyebilirim. Kendini ararken bu saydığım olgulara takılan ve bunları kendince sebep sonuç olarak ortaya döken birisi.
Kitabı kendimce en basit şekilde açıklamak isteseydim eğer, romanın özünde eleştiri var derdim. Günday sanki romanda, aslı kendine ait olan düşüncelerini, sorgularını Asil'e konuşturtmuş gibi. Asil'in dehalıkla delilik arasında arayıp bulamadığı cevaplar, Günday'ın soruları sanki.
Açıkçası roman size farklı sorgulatmalar ve altı çizilesi cümleler sunuyor. Beni okurken düşündüren, yeri gelip kendini iki kez okutan sayfaları oldu. Böyle sizi düşündüren kitaplar okumayı