Dehlizin Fedaileri'ni okurken , daha doğrusu sona yaklaşırken şöyle bir şey hissettiğimi hatırlıyorum: Lütfen devam kitabı olsun.
Son sayfada "devamı gelecek" diye bir taahhüt okuyunca rahatlamıştım. Çünkü yarım kalmış hikayeleri sevmem :) İyi ya da kötü nihayete ermek iyidir.
Birinci kitapta Ömer, Yağız, Zülfikar ve Sedat'ın görevleri belirlenmişti. Bu kitapta bu görevleri yerine getirirkenki durumları ve sonrası anlatılıyor.
Öncelikle, Bilim Kurgu her zaman ilk tercihim olduğu için kitaba +1 puan veriyorum. Sonra da bu bilimin ve kurgunun inanç esaslarına dayandırılarak ya da değinilerek birleştirilmesine de +1 veriyorum.
Kitabın beni heyecanlandırma sebebini kendimce anlatayım.
Her zaman savunduğum bir şey var: Müslüman akıllı olacak. Arapçada "sin, lam, mim" kökünden oluşup bu kökten türeyen "teslimiyet" anlamına gelen 'müslüman'ın tek teslimiyeti Allah'a ve hükümlerine olacak. O'nun dışında hiçbir şeyi takmadan ilime, bilime yürüyecek. Kur'an-ı Kerim'i laf olsun diye okumayacak. Nerede ne işaret var diye sorgulayacak. Ayetlerden hesapla kitapla bir şey çıkarmaktan bahsetmiyorum ben. Bu kadar Kur'an'ı okurum, evet ne tefsir gücüm ne de öyle bir bilgim var ama bazı ayetler bana başka başka pencereler açıyor. Söylesem deli derler. Ama biliyorum ki Allah(c.c) kitabında bize olanı da olacağı da anlatmıştır. O yüzden bilimin Müslümanlar için anlamının değişmesini çok isterim. Ötelere bakmasını bilmeli bir müslüman. Kitabın teknoloji, bilim ve kimine kurgu gelen bu tarafını extra sevmem bu sebeptendir. Şu kadar söyleyeyim, bir gün ışınlanma olacağına inanıyorum, o yüzden şu altınların ülkemize getirilmesi olayı baya yükseltici :) Din, ilim, bilim ayrılmaz bir bütündür. Sac ayağı gibi.
Lütfen kitabın bir ütopik kurgu olduğunu bilerek okuyun. Ama bir gerçeği atlamadan.