Vigdis Hjorth kalemini çok beğendiğim Norveç'li bir yazar.'Miras' kitabında sorunlu bir baba-kız-aile ilişkisini anlatırken, 'Annem Öldü Mü?' ile sorunlu bir anne-kız-aile ilişkisini anlatmış.Ailenin asi,anlaşılmaz,işe yaramaz resim meraklısı kızı, başarılı bir meslek yaşantısının ortasındayken yıllardır görüşmediği ve takıntı haline getirdiği annesinin yaşadığı kente taşınıp,yıllar sonra bir hesaplaşma,katarsis,özlem giderme isteğiyle karşısına çıkar.Hatırladığı ve anlamlandırdığı hatıralarla gerçeğin farklı olduğunu,yıllarca kendinde aradığı yanlışları çoğunlukla yanlış yer ve kişide aradığını,aslında iletişimsizliğin sebebinin salt kendi seçimleri olmadığını ve insan ne denli mücadele ederse etsin,bir ilişkinin -adının önemi yok-tek taraflı devam ettirilemeyeceğinin yüze tokat gibi vuran gerçekliğiyle sarsılır,ardından da kabulû gelir.
Bir yaşantı üzerine farklı bakış açılarının (hepsi aynı kişiden çıktığında bile) ne kadar farklı sonuçlara ve eylemlere,duygu durumlarına yol açabileceğini çok güzel anlatmış Hjorth.Konu bakımından akıcı bir kitap olsa da duygu ve ilişki çözümlemeleri o kadar iyi ki bir çırpıda okumayıp iyice sindirmek istiyorsunuz okuyucu olarak.
Kendi kendimize sorduklarımız dışında sormaktan kaçındığımız ne kadar çok önemli soru var,hem de açıklamaları ve bildikleriyle katkıda bulunabilecek kişiler hâlâ hayattayken.Onlara başvurup cevap talep edebiliriz,ama yapmıyoruz.Neden?Ne kadar yalvarıp istesek de cevap alamayacağız zaten,ya da bu kadar zahmete,aşağılanmaya,tatsızlığa değmeyecek.Tatsızlıktan kaçınmak için önemli bilgilerden uzak duruyoruz,oysa bir tane kısacık hayatımız var ve bu çözülmeyenler,bilinmeyenler hayatımız boyunca bize eziyet edecekler,özellikle geceleri,değil mi?