Ama artık kelimeler yeterli değildi, onu bunu kırmanın da faydası olmuyordu artık; koşmak istiyordu, hiç durmadan koşmak ve asla geriye bakmamak, berrak gözlerin ona baktığını, o nefret edilecek kadar sakin yüzü göremeyeceği bir yerde olmak istiyordu.
Oda giderek daha da karanlıklaştı. Yatağında uzanmış, O'nun döneceği o mutlu anın beklentisiyle her zaman ardına kadar açık tuttuğu pencereden gelen gece seslerini dinliyordu.
Boş evin her tarafından gıcırtılar geldi. Borular lıkırdadı. Hiçbir şey düşünmeden, bir tür uyuşukluk içinde, kederle sarmalanmış halde, orada öylece yattı.
Aklı, görme işitme gücünü yitirmiş ya da garip bir uykuya dalmış gibi sık sık gözlerini tekrar tekrar yumuyor, düşüncesini işleyen gözleri, yaşlı bir nemde durgunlaşarak çevresinde olup bitenlere uzak düşüyordu. Gördüğü, duyduğu ne varsa anılarının gerisinde kaynıyor, acı bir geçmişi yaşıyor, hayli eskilerde kalmış yaşam biçimlerinin derinliklerine dalıp gidiyordu. Kanını çıldırtan, deli eden eski gençliklerini yaşıyordu belki de! Ardından da acılarla dolu anılarından birine takılıp kalmış gibi birden sıçrayarak şimdiki zamana dönüyordu.