Çok hızlı okunan, bir oturuşta biten, otobiyografik bir kitap. Özellikle kendisini sürekli sorgulayan annelerin içine su serpecek nitelikte. Çocuklarla olan ilişkilerin zamanın bir diliminde dönüp dolaşıp değişebileceğini gösteren bir okuma oldu. Çocuğun gözünden anneyi okumak hem keyifli hem de düşündürücüydü. Yazar her ne kadar bir mesaj verme kaygısı gütmemiş olsa da “mutlu anne - mutlu çocuk” söyleminin haklılık payını metin içine isteyerek veya hissederek yedirmiş. Tamamen çocuk perspektifinden okumaya odaklanılınca ise ortaya son derece sert bir metin çıkıyor aslında. Birkaç arkadaşım mesaj attı; bu romanın tiyatro oyunu da varmış, bilmiyordum. Kesinlikle izlemek istiyorum.
Yayıncılık ve editörlük üzerine, muazzam isimlerle yapılmış derinlemesine bir çalışma. Edebiyatla iç içe olan, iyi birer okur olmak isteyen herkesin okuması gerek.
Muazzam bir metin… Yazarın dönemdaşlarının kimisinin eserlerindeki “kusursuz” karakterlere aykırı olarak kendi karakterlerinin her birini rahatsız eden, huzursuzlandıran, “salt iyi”yi yansıtmayan yönleriyle ortaya koyması, onları son derece gerçekçi kılmış. Buna hem hayret ettim hem çok sevindim.
Mağdurların ve zorbaların seçimlerinin ve bu seçimlerin sonuçlarının işlenişinin titizliği hayranlık uyandırıcı. Verilen tek bir yanlış kararın, bir anlık basiretsizliğin, uzun soluklu cesaretsizliğin hayatın akışında nasıl radikal değişikliklere yol açtığı gözler önüne serilmiş.
Kişinin gerek bencilliğiyle gerek hasretiyle gerek intikam hırsıyla gerekse de pasif agresif direnişiyle kendisine ve çevresine verebileceği zararların sınırları ve büyüklüğü ustalıkla işlenmiş.
Her karakterin çocukluk haline empati yapmış olsam da, hiçbir karaktere büyük bir acıma besleyemediğimi ise itiraf etmek zorundayım. Herkeste bir “Kendi etti, kendi buldu,” havası sezinledim. Psikoloji biliminin bu kadar gelişmesinden önce, insan doğasının farklı yüzlerini böyle ortaya koyan klasikleri gerçekten çok beğeniyorum, zamanının çok ötesinde buluyorum.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202557,8bin okunma
Açlığın kişiyi delilik sınırına çekişinin, psikolojik gelgitlerle fizyolojik hastalıklara yol açtığının, kişinin kendi ahlak algısının sınırlarını zorladığının, istemsiz düşüncelerin zihne yansıdığının acı acı işlendiği bir roman. Karakterimizin açlıktan talaş kemirdiği ve ceketinden kestiği düğmeleri satmaya çalıştığı sahnelerde mideme ağrılar girdi. Çok güçlü bir kalem. Tüketim kültüründen, tatminsizlikten nefret ettiren bir metin.
Bu kadar kıvrak ve muzip bir üslupla hiç karşılaşmamıştım. Yine de ara ara ve özellikle sonlara doğru içimi sızlatan yerler oldu. Ciddi ciddi hayran oldum bu kitaba. Uzun süre etkisini üzerimde taşıyacağıma eminim.