Birçok okur gibi benim de "tarihsel roman" algısıyla okumayı ertelediğim bir kitaptı. Tarihi sevmediğimden olsa gerek. Fakat bu kitap için önyargılı davrandığımı okuduktan sonra anlamış oldum.
Yazarın da belirttiği gibi Engereğin Gözü için "tarihsel roman" diyemeyiz. Çünkü tarih bir dekor olarak kullanıldı diyor. Gerçekten de öyle. Daha ziyade Efendi-Köle ilişkisini, İktidar-Birey ilişkisini hadım edilmiş Habeşli siyahi bir Haremağasının gözünden anlatan biraz da psikoloji ile harmanlanmış bir roman. Keza Ağa'nın bile kendini bazen hamam böceği, bazen korkak bazense iktidar hırsı ile kendinden geçmiş duygular içinde görüyoruz. Osmanlı dönemindeki iktidar hırsını, saray entrikalarını, şiddeti, taht oyunlarını, isyanları, erotizmi, cariyelerin yaşayışını kendi gözlerinizle görmüş kadar oluyorsunuz. Kurgu mu yahut gerçeklikle örtüşüyor mu anlatılanlar derseniz, yazar son sayfalarda gerçekliğe uygun olduğunu ifade etmiş.
Ben okumayı erteleyerek yanlış yapmışım diyorum çünkü böylesine güzel bir kitap daha önceden okunmalı(ymış).
Keyifli okumalar dilerim...
Uzun uğraşlarım sonrası sanırım arkadaşıma, okuma alışkanlığı kazandıracağım. Dile kolay liseden süre gelen tam on iki yıllık arkadaşlık. Zannediyorum ki o, en yakın arkadaşım benim. Hayatının en ince ayrıntılarını bile anlatır bana, tabi bende ona. Kendisi öğretmendir benim gibi ancak benim aksime atanmış hayatını düzene koymuş biridir. Hayatında yaptığı ve yapacağı her şey sıra içindedir. Önce lise biter, üniversite kazanılır, üniversite biter, sonra askerlik. Askerlikte tamam derken atanma sırası gelir. En nihayetinde atanma işi de tamamdır. Geriye, kafa yapısına uygun bir kız bulup evlenmek ve sonrasında müthiş bir nizam içinde olan hayatını, yapılacaklar listesinden yine sırasıyla devam ettirerek kaçınılmaz olana doğru yol almak kalıyordu.
Bu aralar kafası çok karışık arkadaşımın. Bir edebiyat öğretmeni varmış okulda; “Çok güzel bir kız, fiziği gayet iyi saçları, hele saçları öyle güzel ki onu görünce kendimi ona bakmaktan alıkoyamıyorum Anıl.” Diye çoğu zaman onun ihtişamına dem vurarak konuyu açar ve kızın davranışlarında ki tutarsızlıkları ile konuyu enine boyuna tartışarak, ondaki bu tutarsızlığın nedenlerini ve bu nedenlere nazaran bizim çocuğun, ona nasıl davranması gerektiğine dair kararlar alırız. Yine bir gün bu konular üzerine kafa yorarken; “Oğlum Anıl, ne yapacağım ben her geçen gün uzaklaşıyor benden, ne yapmak gerek? Ah bir bulabilsem keşke. Ortak bir yön bulabilsem.” Diye hayıflanırken birden aklına bir fikir geldi; “Aa bir dakika geçen İnstagramında bir kitap paylaşmıştı, onun üzerinden gitsek olmaz mı, ne dersin?” diye sevinçle bana döndü. Bende yardımcı olma arzusuyla fotoğrafı açmasını söyledim. Fotoğrafta Albert Camus’un Yabancısı ve onu tutan bir el gördüm. “Tamam. Varoluşçuluk felsefesini seviyor olmalı. Buna dayanarak varoluşçu yazarları