"Başka bir deyişle işçiler, şirket insanlarına' dönüştürülmüştür.
Hephaistos, isçilere bağlılık hissi ve bireysel ahlak kurallarını aşılamak için tasarlanmış ‘takım' ve 'aile’ gibi kurum içi terimler aracılığıyla, çalsanların kendilerini işleriyle özdeşleştirmelerini teşvik etmiştir. 'Takım' ve 'aile gibi idealler, işyerini ekonomik bir zorunluluktan ziyade ahlaki zorunluluğa sahip bir alan olarak yeniden tanmlayarak işçileri kurumun hedeferine daha sıkı bağlamaktadır."
Yalnız bu toplumun işe ciddi derecede saplantılı olması ve çalısmanın bizden pek çok seyi götürmesinin bir sorun olduğu da yadsınamaz. Işteyken bir an başımızı kaldırıp tükendiğimiz hissiyle karsılaşabiliyoruz. Uzun saatler boyu çalistiktan sonra eve girince öyle yorgun oluyoruz ki kendimize zaman ayıramıyor, yapmaktan keyif aldığımız işleri yapamıyoruz.
“Bir keresinde, roman karakterlerinin hepsi biraz uyumsuz kimselerdir, o yüzden yaşamın içinden, sıradan insanları temsil ederler demiştin ya. Hepimiz uyumsuz olduğumuz için birbirimize çarpınca incinip incitiyoruz işte. Bu senin de sıradan bir insan olduğun anlamına geliyor. Hepimiz öyleyiz. Yaralayarak yaşıyoruz."
Tekrar uzanıp tavana bakarak, "Doğru" dedi Youngju.