Bilge Nathan’ı bitirdiğimde aklımda kalan en net düşünce şu oldu, “Bir dakika… ben şimdi babamla kardeş miyim?”
Oyun boyunca din, kimlik ve hoşgörü üzerine kurulan ciddi tartışmalar, finalde herkesin bir şekilde akraba çıkmasıyla tuhaf bir noktaya varıyor. Bu durum bana hem şaşırtıcı hem de biraz komik geldi. Sanki Lessing, “hepimiz kardeşiz” mesajını mecazla değil de gerçekten herkesin soyunu birbirine bağlayarak anlatmak istemiş gibi.
Lessing’ i anlayabiliyorum çünkü herifin yaşadığı dönemin katı Alman ahlakçılığı, onu derinden etkilemiş ve insanların eşitliği ve özellikle de düşünce özgürlüğünün her insan için vazgeçilmezliğini savunmasına sebep olmuştur.
Kitabın sonuna geldiğinizde, “Aman tadımız kaçmasın Lessing Bey.” diyorsunuz. Kitabı kapattıktan sonra, “Ben şimdi babamla kardeş miyim..?” diye de düşünmedim değil.
Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin, 1721 Paris gözlemlerini anlattığı kıymetli eseridir. Saraylar, bahçeler ve fıskiyeler hakkında genel bir anlatı yapan Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin eseri Şevket Rado tarafından hazırlanıp Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmıştır.
17-18. yüzyıl Osmanlı’sını romantikleştirmek isteyenler için şahane bir eserdir. Hikâyeleştirdiği olay örgüleri ile Koçu, sizi olayların içine çekmeyi başarmaktadır.
Fransız hukukçu, düşünür ve tarihçi Alexis de Tocqueville’in 1835 ve 1840’ta iki cilt halinde yayımlanan Amerika’da Demokrasi başlıklı çalışması, siyaset bilimi literatürünün kanonik eserlerinden biridir. Demokratik Zorbalık kitabı, Amerika’da Demokrasi’nin “Demokratik Duyguların ve Düşüncelerin Siyasal Topluma Etkisi Üzerine” başlıklı dördüncü ve son bölümünden oluşuyor. Tocqueville, bu ülkenin toplumsal yapısı ve genç Amerikan demokrasisinin siyasal sistemi üzerine yaptığı gözlem ve incelemeler ışığında “yaşlı Avrupa”da yaşanan siyasi gelişmeler, kamu yönetimi sistemleri, güncel sorunlar ve çözüm yolları üzerine karşılaştırmalı bir çözümlemeye girişir.