“Sözün kısası ülkü hamlesi zaman ve mekân dinlemez. O halde, elinde bir de Patrikhane gibi büyük kozu olan Türkiye ne yapmalı? Siyasî ilişkiler ve andlaşmalar hükümeti bağlıyorsa Kıbrıs’a çıkarma yaparak birkaç günde meseleyi çözmek iktidarında olan on binlerce sivil ve asker gönüllü ne güne duruyor?”
“Kırım, Kazan heder oldu!
Tuna, Kafkas beter oldu!
Türkistan’da neler oldu,
İşitmedi kulağımız.
Yurt girince yad eline
Ergenekon oldu yine.
Çıkmaz mı bir Börteçine?
Nurlanmaz mı çırağımız?”
“Hayat savaştır. Ölümden korkanlar yaşamasın. Bayraklar, nasıl kanlandıkça bayrak oluyorsa, toprak nasıl kanla sulandıkça vatan hâline geliyorsa, toplumlar da ölmesini bildikleri nispette millettirler. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. Ölümlerin en güzeli ise, yurt ve şeref uğruna ölümdür. İçimizi sızlatan şehitlerimiz aynı zamanda övüncümüz ve sevincimizdir de.
Bu yazı, Türkçelerin, Türk ordusuna, onun elli milyon şehidine ve yarınki şehitlerine saygı duruşudur.”
“Geçmişin değerlerine saygı… İşte milliyetçiliğin ve ahlâkın baş şartı… Ne kadar inkılâpçı olsak, yine geçmişe bağlıyız. Çünkü: Kökü mazide olan âtiyiz!”
“ Türkiye, dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamîd, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse de, suç onun değildir. Çünkü yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu.
Ve sokmadı da…
Ne diyelim? Durağı cennet olsun…”