Bir gün içimdeki zayıf ışık sönecek; beyin olarak bendeki tüm elektron ve foton faaliyeti son bulacak. Zaten aslında bu ışık hiç yanmayabilirdi de. Ama o sonsuz karanlığa tekrar dalmadan önceki son anımda kendimi evrenin küçük de olsa bir sırrını kavramış olarak hissedecek, belki de muhatabı olmayan şu soruyu fısıldamadan edemeyeceğim: Peki ama neydi bu?
Erken bir yaşta şunu fark ettim ki, bir bilim insanı nesnel olmak için deneyimin farkında olmamızı sağlayan fizyolojik ve psikolojik mekanizmaları anlamalıdır. Nasıl bir biyolog mikroskobunu ve onun optik işlevlerini bilmek zorundaysa o da aynı nedenle bu mekanizmaları bilmelidir. Çünkü gözlediği nesnenin temel özelliği sandığı şey, kendi aletinin(beyninin) sınırlamalarından kaynaklanıyor olabilir.
Çağdaş insan, boş zamanının çoğunda kesinlikle edilgendir. Bengi tüketicidir, içkileri, yiyecekleri, sigaraları, konferansları, manzaraları, kitapları, filmleri "soğurur";tümünü tüketir, yutar. Tüm dünya, onun ağzına layık büyük bir nesnedir. Büyük bir şişe, büyük bir elma, büyük bir memedir. İnsan, emici olup çıkmıştır, ebediyen beklenti içinde ve ebediyen düş kırıklığı yaşayan...