Arada Şırnak'a dedemlere uğrarım, birkaç gün orada kalır, oradakilerle zaman geçiririm. Dedem eski bir imam, dinler konusunda, görüşler konusundaki bilgi birikimine hep hayran kalmışımdır. Dedem, bölgede tanındık biridir. Şifalı bitkiler konusunda uzman vasfındadır aynı zamanda. Bitkilerle konuştuğuna da şahit olmuşumdur çoğu kez. Hatta güzel bir anım da vardır bu konu hakkında. Bir gün, dedemin birçok türde ağaç diktiği arazisine temizliğe(ot, taş) gitmiştik küçük dayım Dilbirîn ile beraber. İş güç derken dedem "Dijwar sen git ateşi yak kulübenin yanında, bir şeyler yiyelim, birazdan dayınla beraber geliriz," dedi. Biraz yukarıya çıktım hazırlıkları yaptım tabi o arada dedemle dayımı izliyorum. Dedem dayımdan yeni filizlenen fıstık ağacının dibini temizlemesini, düzenlemesini istiyor. Dilbirîn dayıma "görmüyor musun dibindeki taşlar ve otlar onu boğuyor, üzülüyor" diyor. Dayımda tabi bu sözlere o kadar derin bakan biri değildir, klasik bir tiptir. Gider temizler filizin dibini, dedem de hemen yanı başında izler. Dayım iyice temizler ve bitirir işini. Ardından dedem
"duydun mu?" diye sordu.
Dayım "neyi?" diye karşılık verdi.
"Duymuyor musun sana güldü." dedi.
"Kim baba, iyi misin?"
"Fıstık ağacı sayende artık gülüyor. Nasıl duyamıyorsun?" dedi... Tabi ben yukarıda bu olayın sevimliliğine dalarak izlerdim. Unutamadığım anılardan biridir dedemle. Güzel bir insandır, çok da duygusaldır her ne kadar belli etmemeye çalışıyorsa da. Onla en güzel anım otlu peynir ile alakalı bir anıdır. Bu aslında benim hayatımı en çok etkileyen olaylardandır. Beni değiştirmese bile bana azim veren olaylardan biridir. Hatta paylaşamayacak kadar özel buluyorum. O yüzden kalmalı bu anı...
Her dedemlerde kaldığım zaman el üstünde tutulmamı önemser, "Dijwar açtır yemek getirin, annen nasıl