...Mesela şu anda siz,böyle bir beyinden ibaret olsaydınız, sadece dışarıdan gönderilen yapay duyu sinyallerini değerlendirebildiğiniz ve onu gerçek zannettiğiniz için, kendinizi ''beyinle ilgili bir kitapta, beynin sanal gerçeklikle dışarıdan yönetilebileceğine dair bir yazı okuyan kanlı canlı bir insan'' olarak algılayabilirdiniz. Elinde tuttuğu kitabın şekli, dokusu, bedeninin pozisyonu, etrafındaki dünyadan gelen sesler, ağzındaki tat, önceki günlere dair anılar, geleceğe dair umutlar...
Bunların tamamı, teorik olarak elektrik sinyalleri halinde o beyne verilebilirdi. Kısacası bu sayfaları okuyan siz, aslında böyle bir beyinden ibaret olabilirsiniz! Elinizdeki kitap, okuduğunuz satırlar, düşünceleriniz, deneyimlediğiniz her şey, bir bilgisayarın size dikkat ettiği bir sanal gerçeklik olabilir. ''Böyle bir şey mümkün değil ki!'' fikri de kolaylıkla böyle bir sistem tarafından size verilebilir.
Duyularımızın son derece dar algı alanları da düşünüldüğünde, sorun iyice tatsız bir hal almaya başlar. Algıladığımız dünyanın bunca zenginliği, aslında biyolojik donanımımızın izin verdiği çok dar bir aralıkta alabildiğimiz ipuçlarından kurguladığımız öznel bir hayal dünyasından başka bir şey değildir.