Berivan

5/10
·144 syf.··
2025 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2025 18:31
Uzun zamandır vakit kaybı olarak gördüğüm bir kitap okumamıştım, nasıl bir his olduğunu hatırlatması bakımından iyi bir deneyim oldu. Çeviriden mi yoksa yazarın dilinden dolayı mı bilmiyorum fakat cümleler ucu bucağı olmayan girintili çıkıntılı akıp giden ama nereye vardığını da bilmediğiniz menderesler gibi. Birçok sayfayı birkaç kez okumak zorunda kaldım. Belki ben anlamıyorumdur diye düşündüm ancak burada aldığı puanı da görünce emin oldum: kitap kötü. Sadece son bölümde biraz keyif aldım o da sanırım kitabın artık bitecek olmasının verdiği mutluluktu. Tamamen hayal kırıklığı malesef.
Leopar Desenli ŞapkaAnne Serre · Dedalus Kitap · 2025957 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·240 syf.··
2025 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 04:54
Muhteşem bir hikaye örgüsü, nefis bir anlatım... Kitabı elime aldığım ilk anlarda pek ümitsizce şöyle bir çevirip yarım bırakacağımdan emin, az buçuk bir odakla ilk birkaç sayfayı okuduktan sonra bir de baktım ki çeyreği bitmiş bile. Yaşlılığında, "manevi babasına" verdiği söz üzerine -değerli bir aile dostunun hayatını yazma işi- çocukluk ve ilk gençlik yıllarının geçtiği Yeşilköy'e dönen Deniz Hanım'ın henüz bebekken halasına evlatlık verilen kardeşi Ela ve yeğeni Duru ile tekrar bağ kurmasından sonra tamamen değişen hayatını büyük bir merakla okuyorsunuz. Şeker Portakalı Zeze'den hallice yoksulluk, sevgisizlik ve perişanlıkla geçen çocukluk yıllarında Deniz Hanım, para bulma umuduyla avare avare Yeşilköy sahillerinde dolaştığında henüz 9 yaşında cılız bir çocuktu. O gün yaşlı sahibi Makbule Hanım'ın elinden kurtulup bizim çocuğu peşinden koşturan köpek Körli, ana karakterimizin hayat çizgisini baştan yazmak üzere bir oyun başlattığını pek tabii bilmiyordu. Köyden kente yeni göç etmiş -göç ederken bizim cılızı yetimhanede unutmuş- yoksul ve cahil ailenin sevgiye aç birçok çocuğundan meraklı olanı Deniz. O gün Körli'yi gezdirip ilk harçlığını kazanınca içine dolan umutla her gün kapısına dadanmaya başladığı köşk, Remi Bey ve anneciği Makbule Hanım'ın ve tabii Nanuş'un huzur içinde yaşadığı atadan yadigar mirasıydı. Bizim yoksul ve cahil aile şehirde tutunamayıp köye geri dönme kararı alınca Remi Bey bu pek akıllı ve meraklı kızın köşkte onlarla kalması için aileyi ikna etmişti, zaten varlığını pek hissetmedikleri ve daha önce pek çok kez vazgeçtikleri evin istenmeyen çocuğunu bir eski arabayla değiş tokuş edip karlı bir anlaşmayla bir sabah ezanında Deniz'i son bir kez görmeden dönmüşlerdi memlekete. Başta yaşanan güzel günlerin ardından peşi sıra yaşanan
Belki Bir Gün Ben DeŞule Toptaş · Sia Kitap · 2025922 okunma
Ben bir insandım
Puan vermedi·160 syf.··
2023 7. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2023 09:16
Kitabın en çarpıcı cümlelerinden biri " Ben bir insandım". IŞİD'in insanlık dışı iskencelerine maruz kalmış henüz 10 yaşında bile olmayan Nergis'in kendini kayalıklardan attıktan sonraki sözleri. Kitap her şeyden önce mükemmel bir "Ortaşark" eleştirisi. Bu topraklar harese ile sarhoş olanların toprakları. Amin Maalouf da Ortaşark insanını şöyle tanımlar: "Her şeye üzülen ama hiçbir şey yapmayan insanlar." Belki her şeye üzülüp hiçbir şey yapmamalarının, bu Mezopotamya umursamazlığının, sebebi binlerce yıllık kederdendir. Bu topraklarda toplu acılar çekilmeden geçen bir 10 yıl yaşanmış mıdır acaba insanlık tarihinde. Öyle ki bu nesilden nesile aktarılan kederli kaderler müthiş bir kültür doğurmuş, bu kültür ise Ortaşarklıların torunlarını kendine adanmış birer adak gibi, öylece kurban etmiştir.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021117,8bin okunma
9/10
·266 syf.··
2023 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2023 19:16
Bitirdikten sonra damakta rahatsız edici bir etki bırakan 20. yüzyıla damga vuran bir distopya. Kitabın ana karakterlerinden olan John namı diğer Vahşi ile kitabın ikinci yarısında tanışıyorsunuz. Vahşi ile tanışana kadar bütün detayları ile tasvir edilen yeni dünya düzeni birçok okurunu rahatsız edici bir sarsıntı içine çekiyor. Bugün "normal" olarak değerlendirilen birçok kültürel öğe yeni düzende müstehcen, ayıp hatta ahlaksızlık olarak nitelendiriliyor. Bunlardan biri de aile kavramı. Annelik bugün ne kadar kutsal ile Cesur Yeni Dünya'da o kadar büyük bir ahlaksızlık. Labaratuvar ortamında şişelerde üretilen embriyolar ebeveyn kavramına oldukça yabancı bir şekilde şartlandırılarak büyüyüp yetişkin oluyorlar. "Herkesin herkese ait olduğu" düzende aşk- evlilik gibi kavramlar da pornografik ve müstehcen olarak değerlendiriliyor. İnsanların yalnız başına vakit geçirmesi neredeyse imkansız, hatta yasak denebilir. Soma adı verilen ve hiçbir yan etkisi bulunmayan uyuşturucular karşılığında çalışan alt ve üst sınıflara ait insanlar acı, duygusal boşluk gibi kavramlardan birhaber. Mutluluk yegane gerçek ve bu gerçek dışında kalan her şey kötü. Mutluluk için bilimden ve sanattan vazgeçilmiş. Çünkü bilim ve sanat gibi uğraşılar insanları mutsuzluğa itebilir. Bu durum yeni dünya düzeninin istikrarını bozacağı için asla kabul edilemez. Yeni Dünya'nın dışında kalan ayrıkbölgelerde ise eski geleneklere göre yaşayan ilkel insan toplulukları uygar dünyadan tamamen izole bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Ayrıkbölgeye yaptığı bir seyahat sırasında kaza eseri yerlilerin eline düşen Linda büyük bir ahlaksızlığa imza atarak hamile kalıyor. Bu hamileliğin müstehcen meyvesi ise John yani Vahşi. Bu elim olaydan yıllar sonra bölgeyi ziyaret eden Bernard ve Lenina, Linda ve oğlu
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
7/10
·103 syf.··
2023 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2023 12:13
Bu kitapla öncelikle işletme derslerinde adını sıkça duyduğum, yönetimin/işletmeciliğin babası olarak bilinen Taylor'ı yakından tanıdım. Yönetimin yanı sıra aslında Endüstri Mühendisliğinin kurucusu gibi geldi bana :) Gelelim kitaba: En basit işlerin bile bilimsel yöntemlerle optimum şekilde yapılabilirliğinin kanıtı olan bu kitap, aslında dönemin imalat sanayi patronlarını bilimsel ilkelerin karlılığı arttıracağına inandırabilmek için yazılmış bir eser. Yıllarca süren deneyler ve gözlemlerin birikimi olan bu kitap aynı zamanda döneminin en ateşli tartışmalarından olan işçi-patron çatışmasına da bilimsel çözümler sunuyor. İşçinin refahını arttırmadan patronun refahının arttırılamayacağını savunan yazarımız, en verimli şekilde çalışan bir işçinin önce patronuna sonra ise kendisine iyilik yaptığını da savunur. Bilimsel yönetimle iş dünyasındaki bir çok problemin çözülebileceğine değinilir. Ben de buna katılıyorum. Kitapta en çok dikkat çekici bölüm benim için, yapılan deneylerden birinin 20+ yıl sürmüş olduğunu yazdığı bölümdür. Bilimin gelişebilmesi için bu uğurda harcanan bir çabanın yanı sıra ciddi bir kaynak da ayrılmalıdır. Nedense böyle on yıllarca sürecek bir deneyin Türkiye'de yapılabilirliği bana mümkün gelmedi. Bu duruma biraz içerlendim de. Bilime bu ülkede paha biçilemiyor :) Ayrılan kaynaklar çok küçük ve komik rakamlardan oluşuyor, e tabi bilim gelişmiyor. Batının bilim konusunda bu kadar gelişebilmesi aslında geçmişte bir operasyon yönetimi deneyini 20+ yıl fonlayabilmiş olması sayesindedir. Umarım biz de bir gün bilim uğrunda benzer adımları atabiliriz. Zira, "Dünyada en hakiki mürşit ilimdir, fendir." Kitabı tavsiye ederim.
Bilimsel Yönetimin İlkeleriFrederick Winslow Taylor · Çizgi Yayınları · 2018171 okunma