Muhteşem bir hikaye örgüsü, nefis bir anlatım... Kitabı elime aldığım ilk anlarda pek ümitsizce şöyle bir çevirip yarım bırakacağımdan emin, az buçuk bir odakla ilk birkaç sayfayı okuduktan sonra bir de baktım ki çeyreği bitmiş bile.
Yaşlılığında, "manevi babasına" verdiği söz üzerine -değerli bir aile dostunun hayatını yazma işi- çocukluk ve ilk gençlik yıllarının geçtiği Yeşilköy'e dönen Deniz Hanım'ın henüz bebekken halasına evlatlık verilen kardeşi Ela ve yeğeni Duru ile tekrar bağ kurmasından sonra tamamen değişen hayatını büyük bir merakla okuyorsunuz.
Şeker Portakalı Zeze'den hallice yoksulluk, sevgisizlik ve perişanlıkla geçen çocukluk yıllarında Deniz Hanım, para bulma umuduyla avare avare Yeşilköy sahillerinde dolaştığında henüz 9 yaşında cılız bir çocuktu. O gün yaşlı sahibi Makbule Hanım'ın elinden kurtulup bizim çocuğu peşinden koşturan köpek Körli, ana karakterimizin hayat çizgisini baştan yazmak üzere bir oyun başlattığını pek tabii bilmiyordu.
Köyden kente yeni göç etmiş -göç ederken bizim cılızı yetimhanede unutmuş- yoksul ve cahil ailenin sevgiye aç birçok çocuğundan meraklı olanı Deniz.
O gün Körli'yi gezdirip ilk harçlığını kazanınca içine dolan umutla her gün kapısına dadanmaya başladığı köşk, Remi Bey ve anneciği Makbule Hanım'ın ve tabii Nanuş'un huzur içinde yaşadığı atadan yadigar mirasıydı.
Bizim yoksul ve cahil aile şehirde tutunamayıp köye geri dönme kararı alınca Remi Bey bu pek akıllı ve meraklı kızın köşkte onlarla kalması için aileyi ikna etmişti, zaten varlığını pek hissetmedikleri ve daha önce pek çok kez vazgeçtikleri evin istenmeyen çocuğunu bir eski arabayla değiş tokuş edip karlı bir anlaşmayla bir sabah ezanında Deniz'i son bir kez görmeden dönmüşlerdi memlekete.
Başta yaşanan güzel günlerin ardından peşi sıra yaşanan