Bizim varoluş sıkıntılarımız son derece yalnız varlıklar olmamızdan ileri geliyor ve bütün çabamız, bütün eylemlerimiz bu yalnızlıktan kaçmaya yönelik. Şunlar, açık havada bir banka çökmüş şu aşıklar da bizim gibi, bütün diğer varlıklar gibi bir dakikalığına bile olsa yalnızlıklarından sıyrılmanın yolunu arıyorlar ama yine de yalnızlar ve bizim gibi, onlar da hep yalnız kalacaklar.
Her beyin, içine kapatılmış zavallı bir atın sonsuza kadar dönüp durduğu bir sirk gibi. Ne kadar çaba göstersek, ne kadar dönüp dursak, ne kadar yolumuzu değiştirirsek de, sınırlar dar, her şey yuvarlak, beklenmedik engeller ve bilinmeyen kapılar yok.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım. Ülkenin genel görünüşü şöyleydi: 
Osmanlı Devleti’nin birlikte savaştığı devletler yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta ezilmiş, koşulları ağır bir anlaşma imzalanmış. Savaş sonunda millet yorgun ve fakir bir durumda.Ülkeyi savaşa sokanlar kaçmışlar. Sultan Vahdettin, soysuz, yalnız kendini ve tahtını koruyabileceğini düşündüğü önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa‘nın başkanlığındaki hükümet aciz, korkak, yalnız padişah ve kendini koruyabilecek bir duruma razı. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta... Galip devletler, anlaşma kurallarına uymayı gerekli görmüyorlar. Birer vesileyle donanmaları ve askerleri İstanbul’da.