"Benim düşüncelerim güneşin aydınlattığı yerleri tercih ederler." Amar, "O halde düşüncelerinin eğitime ihtiyacı var," dedi. "izin ver onları aydınlatayım."
"Babamın sözleri düşüncelerimde yankılanıyordu. Ölümde hayatta bulamadığı şeyi bulmuştu: Huzur. Buna rağmen ellerim kıvrılıp yumruk oldular. Beni babamdan ayıran tek şey bir kapıydı, bin kilometrelik bir mesafe değil."
"Şaşkınlığımın altında sıkıştırılmış başka bir keder daha vardı. Her ne kadar evlenmeyi hiç hayal etmemiş olsam da aşkı düşünmüştüm. Köşelerde ya da haremdeki bazı zevcelerin odalarından gelen boğuk seslerini duyduğum kaçamakları değil. Benim istediğim bir bağlantı kurmak, okyanuslar ve dünyaların ötesinden dahi aynı ritimle atan kalp atışımızı paylaşmak. Savaş yüzünden kurulmuş derme çatma bir koalisyon değil. Halk hikâyelerindeki prensi ya da selam verdiği gibi aşkını ilan eden süt tenli, bal gözlü genci istemiyordum. Zamana doymuş bir aşk istiyordum, geceden dokunmuş gibi gizemli ve iliğim kadar tanıdık bir aşk istiyordum. Imkânsızı istiyordum ve bu da aşk düşüncesini aklımdan çıkarmayı son derece kolaylaştırıyordu."
"Babam bir defasında gerçek diplomasi dilinin kelimelerin arasındaki boşluklar olduğunu söylemişti. Politikanın anahtarının sessizlik olduğunu. Ben de sessizliğin aynı zamanda casusluğun anahtarı olduğunu öğrenmiştim."