Kendimizinki hariç her acı, bize meşru ya da gülünçülük derecesinde anlaşılır görünür böyle olmasa duygularımızın değişkenliği içinde tek sabit şey matem olurdu fakat yalnızca kendimizin matemini tutarız.
Kelamın sonsuz vecdi içinde yalnızca kendini dinlemeliydi kendi sessizlikleri için kelimeler ve sadece kendine ait pişmanlıklar için işitilebilen akortlar uydurmalıyd ama evrenin gevezesidir o, ötekiler adına konuşur, benliği çoğul biçimi sever.
Etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz... konuşanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuruz. Kendimize ihanet eder, kalbimizi teşhir ederiz; her birimiz dile gelmezliğin celladıyızdır her birimiz sırları en başta da kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız.
Sıkıntı, kendi kendine yarılan zamanın içimizdeki yankısıdır... boşluğun açığa çıkmasıdır ,hayatı destekleyen ya da icat eden o sayıklamanın kurumasıdır...