Bu kitabı elime aldığımda hayatımın çok yoğun bir dönemindeydim. Oradan oraya koşturup, sürekli bir şeyler yapmaya çalışıyor; kendimi geliştirmeye, ilerletmeye uğraşıyordum. Bu tempo içinde durmak neredeyse suçluluk gibi hissettiriyordu.
Kitabı okurken sakinleştim. Zihnimdeki bazı seslerin yavaşladığını, hatta bir süreliğine sustuğunu fark ettim. Aslına bakarsanız kitapta güçlü bir olay örgüsü yok. Büyük kırılmalar, çarpıcı anlar yaşanmıyor. Hiçbir şey olmuyor ama çok şey oluyor. Sakinliği ve dinginliğiyle insanı kendine çekiyor. Aslında olan biten daha çok karakterlerin düşünceleri ve hissettikleri üzerine.
Kitap, iyileşmeyi acele etmeden anlatıyor. Yavaş ama fark edilir bir şekilde. Kimse bir anda değişmiyor, her şey sihirli bir biçimde düzelmiyor. İyileşme sessizce, gündelik hayatın içinden geçerek ilerliyor. Bu hâliyle oldukça gerçek.
Bende susturduğu ses ise “daha fazlasını yapmalıyım” ve “yetersizim” düşüncesiydi. Bu ses özellikle iş hayatı konusunda beni yoruyordu. Sürekli ilerleme, kendini kanıtlama ve durmadan üretme baskısı içinde, durmanın bile bir eksiklik gibi hissettirdiği bir yerdeydim. Kitap, bu baskıyı tamamen ortadan kaldırmadı belki ama yumuşattı. Bana durmanın da hayatın bir parçası olduğunu hatırlattı.
Bu kitabı biraz yorgun bir döneminize denk getirirseniz daha çok keyif alacağınızı düşünüyorum. Gürültülü zamanlarda değil, durmaya ihtiyaç duyduğunuz anlarda daha çok karşılık buluyor.
Bu kitabı okumadan önceki hâlime şunu söylerdim:
Sakinleş, akışta kal ama yavaş da olsa ilerlemeye devam et.