Yazar kitabı 1906 yılında yayımlıyor ve 1904 yılının Amerikasındaki göçmenleri ele alıyor. Öyle ki iyi tasvir etmek için kitabın konusunun geçtiği alanlarda bizzat bulunup deneyimlemiş. Köyde yaşayan bir ailenin haberlerde Şikagoda iş olduğunu görmeleri ve bir Amerikan rüyasına kapılıp buraya taşınmalarını konu alıyor. Baş kahramanımız Jurgis, Ona ile aşık olarak evleniyor ve ailesiyle birlikte buraya yerleşiyorlar ancak hayal ettikleri hayat onlara sunulmuyor. Şikoganun işçileri sömürmesi, kurnaz emlakçılar ve diktatör patronlar roman kahramanlarını bildiğiniz sömürüyor. İlk olarak başlarını sokacakları bir ev hayaliyle dolandırıyorlar başta dolandırılmaktan korkuyorlar ama emlakçılara ve onların avukatlarına güvenerek her ay evin ücretini ödeme karşılığında yeni yapılmış bir eve çıkıyorlar. Fakat evin ücretini ödemek için ev halkının hepsinin çalışması zorunda. Ardından evin onlara daha önce söylenmeyen masrafları ortaya çıkıyor, dişlerini sıkıyorlar elbet bir kaç ay sonra ev için para ödemeyeceklerini düşünerek herkes iş bulup çalışmaya başlıyor. Zamanla kazandıkları para sadece eve gidiyor ve kendi karınlarını doyuracakları paraları kalmıyor öyle ki ailedeki bazı kişiler hayatlarını kaybediyor…
O kadar acı dolu bir durum ki ailenin başlarını sokacakları bir yerleri olması için para kazanmaya çalışmaları ve sonrasında aç kalmaları beni çok etkiledi. Kitapta olaylar bitmiyor fabrikalarda işçiler o kadar kötü şartlar altında çalıştılıyor ki adeta bir hayvan gibi muamele görüyorlar.
Kaza sonucu işinden atılan Jurgis yeni bir iş bulmakta çok zorlanıyor ve tezek işine girmek zorunda kalıyor tezekleri temizlemekten bütün pis koku kıyafetlerinde adete kalıcı bir koku olarak işliyor. Aileyi ilerleyen süreçlerde çok kötü sonlar bekliyor.
Kitabın her bir satırını belki iyi