Müller’in karnı aç, rahat edemiyor bir türlü. Haie Westhus’u dayak hülyalarından uyarıyor: “Haie, şimdi barış olsa sen ne yaparsın?”
“Kıçına sallardı tekmeyi, ne yapacak; burada böyle olmayacak şeylerden bahsediyorsun zira!” diyorum.
“Hiç barış olur mu?”
Çok sakinim. İsterse aylar, yıllar gelsin daha; hiçbir şey vermem artık; artık benden hiçbir şey alamazlar.
Öylesine yalnızım, öylesine bir beklediğim yok ki, karşılarına pervasızca çıkabilirim.