John Le Carre ve kahramanı Smiley ile tanıştım sonunda, yazarın ilk kitabında. George Smiley Oxford’dan mezun olduktan sonra All Souls’a devam edecekken danışman hocasının tavsiyesiyle MI6’e katılıyor. Bir Alman Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışırken başlıyor ajanlık kariyeri. Nazizmin yükselişine şahit olduğu yıllarda üstün gözlem yeteneği ile gizli servise alınabilecek kişileri önermek asıl görevi. Almanya sonrası İsveç ve İsviçrede devam ediyor kariyeri. II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’ye dönüyor. Savaş sonrasında tüm dünyada olduğu gibi MI6’te de değişim yaşanıyor. Kendi devrinin sona erdiğini hisseden ve servisle ayrılık noktasına geldiğini düşünen Smiley asılsız bir ihbar üzerine Dışişlerinde çalışan bir bürokrat, Samuel Fennan’ın gayriresmi sorgusunu gerçekleştiriyor. Fennan’ın intiharı tüm dikkatleri gizli servis ve Smiley üzerine çekiyor. Olayı araştırmaya başlayan Smiley Fennan’ın intihar etmediğini, öldürüldüğünü düşünüp derine inmeye başladığında kendini geçmişten gelen bir arkadaşının yönettiği casusluk olayının içinde buluyor.
Çok sayıda derinlikli karakter yaratmış John le Carre; hepsini çok sevdim. Talihsiz Fennan, II. Dünya Savaşı’nın tüm yükünü sırtladığını düşündüğüm tipik bir Doğu Alman Dieter ve ilk bakışta aşırı sıradan ama üstün gözlem ve analiz yeteneği ile kendine hayran bırakan Smiley en sevdiğim karakterler oldu. Başlangıcından sonuna kadar yüksek tempoda ilerleyen, akıcı bir romandı.
Ölüme ÇağrıJohn Le Carré · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201790 okunma
Rüya ve gerçek arasındaki orantısızlık, Fennan’ı her iki olguyu da incelemeye sevk etmiş ve tüm enerjisini felsefeye ve tarihe yönlendirmişti. Bunun sonucunda da şaşkınlıkla fark etmişti ki, huzur ve barış Marksizm’in entelektüel saflığındaydı.