Ülkü Tamer ve Edita Morris’in dostluğunu okuduğum bir yazı üzerine karar verdim kitabı okumaya. Edita ve eşi Ira Morris nükleer silahlanma karşıtı birer aktivist olarak çalışmışlar II. Dünya Savaşı sonrasında, hayatları boyunca. 1957’de Hiroşima’daki bomba mağdurları için dinlenme evi kurmuşlar ve hem çocuklar hem yetişkinler için sanatsal faaliyetler düzenlemişler.
Hiroşima’nın Çiçekleri ve Tohumları ile Morris bizi Atom bombasının atılmasının 14 yıl sonrasına götürüyor. Yuka ve Ohatsu adında iki kız kardeşin evlerine kiracı olarak gelip dostları olan bir Amerikalının gözünden Hiroşima’yı anlatıyor. Atom bombası ile hayatları alt üst olmuş iki kardeşin trajedisinin yıllar içinde nasıl artarak devam ettiğini okuyoruz romanda.
Hem vücutları hem de ruhları büyük yaralar almış atom bombası mağdurlarının yaşadıkları trajedi ve Hiroşima’nın yıkımı sade bir dille anlatılıyor. Kendi şehirlerinde parya gibi yaşamaya terk edilen, işsiz, evsiz ve aç ‘atom bombası neslinin’ yaşadıkları acılar tarifsiz. Nagasaki’nin Çanları’nı okuduktan sonra ‘galiba bomba atıldığı anda ölenler en şanslı olanlar’ demiştim. Bu fikrim pekişti. Ayrıca hikaye Japon kültürü konusunda bir kere daha ikilemde kalmama sebep oldu. Hem saygı duydum hem sorguladım.