Ağlamanın farklı farklı türleri olduğunu görüyor: gözlerinden ansızın boşanan yaşlar, derinden gelen işkence gibi hıçkırıklar, dur durak bilmeksizin sessizce akan yaşlar.
Başka ses yok. Ne ağlama, ne hıçkırık , ne bir iç çekiş. Yalnızca durmaksızın atılan adımların, yolunu unuttuğu bir yere dönmek için uğraşırcasına, hafifçe yere sürünerek kalkıp tekrar inişi.
İnsanların geçmeleri için yol açtıktan sonra hiçbir şey olmamış, öyle bir şey yaşanmamış gibi arkalarında tekrar bir araya gelmelerinden, açtıkları yolu silmelerinden nefret ediyor.
Onsuz nasıl yaşanır ki? Yaşayamaz. Kalbe ciğerler olmadan yaşamasını,ayı gökyüzünden koparıp alarak yıldızlara onun yerini almalarını söylemek, arpanın yağmursuz büyümesini beklemek gibi bir şey olur bu.