“Ama oğlun senin sesini duyamıyor artık. Ölülerin uykusu derin. Onların topraktan yastıkları çok alçaklarda… Senin sesine aldırmıyor o. Senin haykırışın onu uyandırmıyor. Ah, ne zaman mezarda sabah olacak? Bu uyuyan kişiye ne zaman ‘uyan artık!’ denebilecek?”
“O vadiden her geçtiğimde aklımın, hayallerimin hep seninle meşgul olduğunu düşün! Sonra mezarlığa doğru dön, batmakta olan güneşin son pırıltıları içinde mezarımın üstündeki otları rüzgârın nasıl salladığını seyret!”