Önce bir övgü ile geçiliyordu sabaha
Evrenin efendisi için açıyordu güller
bir sabah selasında
Hüseyni makamında söylenen bir selada ve bizzat
sonbahar bahçelerinde
Çam dalları arasından sızan rüzgarın soluğu
Sürekli zikir üzre pınarın sesi
Ve sonra ezana geçilmişti
O dağların üzerinde özgürlük meşalesi gibi seyrettiğimiz
Bir kurtuluş kandili gibi idrak ettiğimiz
Tan yıldızı da doğmuştu
Bir dirilişi muştulayan horozlar
Kuzular kuşlar böcekler acıkan ve acıkmayan diğer yaratıklar
Doğan güne gülümseyen çocuklar
Ve sonra
Hepsini kuşatan
Ve kıyama duran
Kalbim
“Tabiatın içinde tabiatla birlikte."
Sonra yıldızlar lacivert ipek atlas bir yorganın
Evrensel bir yorganın sırma işi motifleri
Kopkoyu bir geceye sımsıkı bürünerek
Ürpertiler içinde soluyan tabiat
Birden her yerde her şeyde içimizde kımıldayan
Yürek vuruşları ile beliren zikir
Yeri ve göğü damarlarımızı dolduran
Ondan başka her şey yok olan yalan olan Rahman ve Rahim olan.
Bir tür uçmağı yaşadığımız
Kırmızı sarı siyah arıları izleyerek
Bir gün bitiveren çiçekleri ayağımızın ucunda
Ansızın farkederek
Yaşamanın çılgınlığını değil ama
Hayatın o uçsuz bucaksız işleyişini
Sonra bir anda boşanan yağmur
Ey gök ne kadar gürültün varsa içimize boşalt çünkü
Belli ancak ihtimal ki sen dindirirsin
Bir kurşunun ete saplanması gibi
Yüreğimize saplanan bu acıyı