Ben bazı kitapların okunma zamanının olduğunu düşünüyorum. Bu kitabı yıllar önce okuduğumda bu kadar etki bırakmamıştı bende, ikinci okuyuşumda çok derin anlamlar çıkardığım, alıntılara doyamadığım ve hiç bitmesin istediğim bir kitap oldu "Kürk Mantolu Madonna".
Eser çok satılanlarda ama çok okunanlarda mı bilemiyorum.(!) Zaten bu popülerliği fazlasıyla hak ediyor fakat sadece kahveyle birlikte fotoğrafı çekilip, öteye itilmeyi kesinlikle hak etmiyor.
Peki ya Sabahattin Ali'nin kalemine ne demeli? Bir kalem nasıl bu kadar sağlam sürükleyebilir ve adeta her satırda okuyucuyu o sahnede yaşıyormuş hissine bırakır?
Kitabı bize anlatan isimsiz karakterimizin, Raif Efendi'nin çalıştığı şirkette işe başlamasıyla ve Raif Efendiyle tanışıp onun yıllarca sakladığı defterini okumasıyla başlıyor. Raif Efendi gibi sessiz, ezilen, insanlara yabancı, sevgiden uzak, kendi halinde bir adamın, içinde kimseye anlatamadığı ve sadece bir deftere sığdırdığı (belki de sığdıramadığı) Maria Puder aşkı.
Kimbilir çevremizde ne çok Raif Efendi var. Her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz, kalplerine dokunamadığımız, sadece dış görünüşüyle peşin hükümler verdiğimiz, iç dünyalarını zerre önemsemediğimiz, bilmediğimiz insanlar var.
Haddim değil ama kitap hakkında tek olumsuz yorumum, keşke sonu bu kadar acıklı bitmeseydi ve yüreğimizi bu kadar dağlamasaydı.
Bu romanı eğer hala okumadıysanız kesinlikle okuyun ve okutturun. İyilik paylaştıkça çoğalır.