Medeniyet… İnsanı yüceltmesi gerekirken, bugün insanı en düşük seviyesine indiren bir araç hâline geldi. Çağımızın en büyük sorunu sefalet, açlık ya da savaş değil… Çağımızın en büyük sorunu insanı meşgul etmektir. Çünkü insan meşgulse, insan düşünmez. Düşünmeyen insan da kendine dönmez. Kendine dönmeyen, Rabbine dönemaz.
Bugünün toplumu zaman doldurmuyor; zaman öldürüyor. Asıl felaket de burada başlıyor. Zamanı hızlı geçirmeye çalışan bir insan, aslında hayatı hızlı tüketiyor. İslam’ın zaman anlayışı ile modern dünyanın zaman anlayışı arasındaki en büyük fark buradadır:
İslam zamanı yaşatır, dünya zamanı yok eder.
İslam zamanı değerlendirir, dünya zamanı uyuşturur.
Modern medeniyet insanı mutlu etmeyi değil, meşgul etmeyi hedefler. Çünkü insan meşgulü bıraktığında içindeki hakikati duymaya başlar. Açlığını hisseder…
Susuzluğunu hisseder…
Boşluğunu hisseder…
Ve bunların hiçbirini modern dünya dolduramaz. Çünkü o açlığı doyuran şey ekranlar değil, konserler değil, alışveriş merkezleri değil. O açlık, Rabbine dönmeyen kalbin açlığıdır.
Bugünün insanı içindeki o sesle karşılaşmasın diye her yer teknoloji ile donatıldı. Avuç içimize indirilen ekranlar, kulağımıza sokulan sesler, gözümüze dayatılan görüntüler… Hepsi tek bir amaca hizmet ediyor:
İnsanı kendisinden uzaklaştırmak.
İnsanın özeti artık ruhu değil; hevesleri, arzuları ve kolayca ulaşabildiği dünyevi hazları oldu. “İstediğini yap, istediğini izle, istediğini tüket” diye bağıran bir çağ var karşımızda…
Ama hiç kimse “Neden yaşıyorsun?” diye sormuyor.
Kimse “Kimsin?” demiyor.
Kimse o derin boşluğu hatırlatmıyor.
Böylece ortaya içi dışarıdan dolu, içerden bomboş bir insan modeli çıktı. Etrafı cihazlarla donatılmış ama gönlü vahiyle buluşamamış insanlar…
Bugünün medeniyeti insanı mesut etmiyor, sadece meşgul