Bu geçici hayatta…
Ne kalıcı ki?
Konuştuğumuz her kelime, kurduğumuz her cümle, attığımız her adım… Daha biz farkına varmadan geçmişe karışıyor.
Daha dün söylediğimiz bir söz, bugün hatırlanmıyor bile.
O zaman neden bu kadar dert ediyoruz?
Neden bu kadar yoruluyor, kafamızı o kadar şeye takıyoruz?
Düşünsene…
İki gün önce seni geren, canını sıkan şey şimdi nerede?
Bir yıl önce uykunu kaçıran, kalbini sıkan meseleler hâlâ aynı ağırlıkta mı?
Ve bir yaşlı düşün…
Gençliğinde tırmandığı merdivenleri, geçmesi gereken sınavları, başarması gereken hedefleri vardı.
Şimdi nerede o dertler?
Onlar bitti, gitti…
O da bir zamanlar bu hayatı fazlasıyla ciddiye almıştı belki.
Ama şimdi tek önemsediği; biraz sağlık, biraz huzur, belki bir bardak çay…
O hâlde sormak gerek:
Gerçekten ne önemli?
Hayatın bir garip tarafı var:
O kadar hızlı geçiyor ki…
Bir gün, bir hafta, bir yıl…
Ne olduğunu anlayamadan “geçmiş” oluyor.
Zaman, biz takılıp kalalım diye değil;
Anlayalım ve bırakabilelim diye akıyor.
O yüzden:
Bugün yaşadığın sıkıntılar,
Beş yıl sonra ya hatırlanmayacak,