Kanuni, bir muharebeye giderken atının üzengisi kırılır. Kırılan üzengiyi bu sanattan anlayan bir askere tamir ettirirler. Padişah kime yaptırdıklarını sorar. Askerin yaptığını öğrenince hiddetlenir ve " Demek ki orduya esnaf karışmış" diyerek üzengiyi yapan askeri ordudan dışarı atar ve yeniçeri ocağından çıkarır.
Mektepte hareket kaideleri yok gibidir. Sonra da bu hali, okulda demokratik eğitim diye vasıflandıranlar olmuştur. Mektep hayatına dışarıdan teoriler teklif edenler bilmiyorlar ki hürriyet, kaidesizlik demektir. Kaidesizlik de içtimai hayatta anarşiye sürükler.
Her şeyden evvel Muallim, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârdır. Kullanıcısı değil, yapıcısıdır. Seyircisi değil, aktörüdür. O; en doğru, en güzel hayat örneğini yapar, hazırlar, bize sunar; biz yaşarız. Bizim vazifemiz, bu hayata anlayış katmaktır, anlayışla ona iştirak etmektir.