İnsanların eylemlerini iyi değerlendirebilmek için, onları tüm ilişkileri dahilinde ele almak gerekir ve bize hiç öğretilmeyen tek şey budur: Kendimizi başkalarının yerine koyduğumuzda, onların olması gerektiği şey olmayız, yalnızca kendimizi değiştiririz ve onları rasyonel olarak yargılamayı düşündüğümüzde, tek yaptığımız onların önyargılarını bizimkilerle karşılaştırmaktır
İnsanları incelemek istiyorsak, yakınımıza bakmalıyız; ama insanı incelemek için, uzaklara bakmayı öğrenmek gerekir. nitelikleri keşfetmek için önce farklılıkları gözlemlemek gerekir.
İhtiyaçlar arttığı, işler karıştığı, bilgiler yayıldığı ölçüde, dil karakter değiştirir, daha doğru ve daha az tutkulu bir hal alır; hislerin yerine fikirleri koyar, artık kalbe değil, akla konuşur. Bu nedenle vurgu söner, eklemleme yayılır; dil daha doğru, daha açık, ama daha tekduze, daha titreşimsiz ve daha soğuk bir hal alır.
Hep özenle, sevgiyle ederiz sözünü. Gelecek. Oysa sahtedir o kent. Gelecek de, şimdi de, geçmiş de yalnızca bizim kafamızda vardır. Uzaktan bakıldığında her birinin sınırları çekilir, eriyip yok olur, aynı gökte yüzen bir kentten bakıldığında düşman ülkelerin sınırları gibi. Irmak, bir ülkeden bir başka ülkeye akar hiç duraklamadan. En katı, en elle tutulur şeyler bile, en gerçek, en sevilen, en iyi tanınan şeyler bile duvarın üstüne düşmüş el gölgeleridir. Boş uzam ve ışık noktaları.