The world has changed.
I see it in the water.
I feel it in the Earth.
I smell it in the air.
Much that once was is lost,
For none now live who remember it.
"Azap içinde uyanır umarım!" diye haykırdı. "Ölünceye kadar hep yalan söyledi! Nerede o? Orada değil, Cennet'te değil, yok olmuş da değil; nerede? Ah! 'Senin çektiklerinden bana ne!' demiştin. Benim de tek bir duam var, dilim kuruyuncaya kadar durmadan bunu söyleyeceğim: Catherine Earnshaw, ben yaşadıkça rahat yüzü görme! 'Beni sen öldürdün,' dedin, öyleyse peşimi bırakma! Öldürülenler, öldürenlerin peşini bırakmazlar. Yeryüzünde dolaşan hayaletler olduğunu sanıyorum, biliyorum bunu. Yanımdan hiç ayrılma! Hangi biçime girersen gir, beni çıldırt! Yalnız, içinde seni bulamadığım bu uçurumun dibinde beni bırakma! Of Tanrım! Anlatılamaz bu! Canım olmadan nasıl yaşarım! Ruhum olmadan nasıl yaşarım!"
Catherine, "Bırak beni, bırak beni!" diye hıçkırdı. "Bir yanlışlık yaptıysam, bunu hayatımla ödüyorum. Yeter artık! Sen de beni bırakıp gittin; ama sana çıkışmak istemiyorum! Seni bağışlıyorum. Sen de beni bağışla!"
"Bu gözlere baktıkça, bu erimiş ellere dokundukça, bağışlamak zor," dedi Heathcliff. "Öp beni yine, gözlerini de gösterme! Bana yaptıklarını bağışlıyorum. Ben kendi katilimi seviyorum; ama seninkini, onu nasıl sevebilirim!"
"...Pencereyi ardına kadar aç yine; öyle açık bırak! Haydi, çabuk, ne duruyorsun?"
"Sizi soğuktan öldürmek istemiyorum da ondan," dedim.
Yüzü asıldı; "Yani bana yaşama fırsatı tanımak istemiyorsun da ondan, değil mi?.."