Ah , nasıl şehit etmişlerdi Hz Hamzayı...
Bu nasıl bir acımasızlıktı!
Ciğerlerini parçalayıp çiğnemişlerdi, kulağını koparıp kolye yapmışlardı, burnundan bir bilezik , gözlerinden de bir halhal yapmışlardı
Bu manzarayı gören Rasulullah dayanabilir miydi hiç?
Gözlerinden yaşlar süzüldü...Ve ağzından şu kelimeler döküldü:
" Hiç kimse senin kadar musibete uğramamıştır ve uğramayacaktır. Benim için bundan daha büyük bir musibet olamaz. Ey Rasulullah'ın amcası Hamza! Ey Allah ve Resulü'nün arslanı Hamza! Ey Rasulullah'ın koruyucusu Hamza! Allah sana rahmet etsin . Eğer yas tutmak gerekseydi, sana yas tutardım..."
Hâlâ savaş devam ediyordu. Peygamberimiz gelen oklarını sesini duyuyordu. Sanki hâlâ kabullenememiş gibi , bir hüzünle seslendi ona ; " Ey Hamza, kalk!"
Özlemini çektiği şeyi Kuran'da bulmadıkça ,
Manevi ilerlemeyi gerilemeden ayırmasını bilmedikçe,
Rabbi ile yetinip kullara ihtiyaç duymadıkça , o kişi Allah dostu olamaz!
Yüce Allah varlıkları yaratmazdan bin sene önce Taha ve Yasin surelerini okudu.
Bu sureleri duyan melekler şöyle dediler:
Bunun (Kur'an'ın)ineceği ümmete ne mutlu!
Bunu gönüllerinde taşıyacaklara ne mutlu!
Bunu dillendirecek dillere ne mutlu!