Gerçek aşk, öbür kişiyi bütün olarak kabul etmekle başlar, diye düşünüyorum; bu kabul öbür kişinin kısmi unsurlarını (görünüşü, bedeni, parası, zekası gibi ) kapsamakla kalmaz, gerçek aşk o kişinin bütünlüğünü yakalar.
Benim derdim, diye sesleniyor mutfaktan, kendi hayatım bu kadar iyi düzenlenmiş olduğu halde dış dünyanın öyle olmayışının çelişkisini hissetmem. Evimden çıktığım anda düzensizlikle, kaosla yüz yüze geliyorum. Tanıdığım insanlar da düzgün şartlarda yaşıyor. O halde neden bu kadar çok insanın düzeni genele yayılıp her şeyi düzeltmiyor?
Çılgınlığın diyalektiği şöyle işliyor: Hemen hemen hiç kimse bir şey yapmıyor, kimse de bir şey başarmıyor; yine hemen hemen kimse para kazanmıyor ama yine de her şey sürekli devam ediyor.
Bütün erkeklere iki kadın ve bütün kadınlara iki erkek dilerim, en azından dönem dönem; çünkü iki kadın veya iki erkek, kendimizi hemencecik o yoksunluk yasasına teslim etmeden önce, zavallı hayatlarımızla baş etmek için kullanabileceğimiz asgari bolluktur.