Muazzam bir kitaptı. Bitmesin diye okumadığım ama okumadanda duramadığım bir kitap. Hz. Musa kıssası sanki bizlerin hayatı ile anlatılmış. Çok beğendim.
Acı cemre gibiydi; önce nefse, sonra kalbe düşerdi. Kalp acıdaki hikmeti görünce dile düşerdi de sükût hasıl olurdu.
Dilimde bir bahar cemresi gibi sabrın sükûtu vardı. Ah vah diye bağırmam, inlemem yoktu. Muhabbet gömleği isyan ile yırtılırdı. Muhabbetim muhkemdi.
"Çocuğa muhabbet fıtrattandır. Eşe şefkat ve muhabbet ise ahlaktandır. Sen ahlâkı sevdin Dilrû.
Firavun eşine, ailesine şefkat etmedi. Eşine muhabbeti yoktu, onun güzelliğini severdi. Firavunlar sureti görür, sevgisi nefsîdir. Müsâlar kalbi görür; şefkati muhabbetini geçer. Mûsấ'nın eşine merhameti onu Tuvâ Vadisi'ne götürdü. Sanki Allah bize dedi ki: Eşine şefkat ve merhamet eden kişi, Tuvâ Vadisi'nde konuştuğum Müsâ gibidir. Ailenin ihtiyacının içindeydi Rabbin kelâmı. Ben bundan ne anlıyorum biliyor musun Dilrû? Hz. Mûsâ ilk vahye, eşini rahatlatmak, eşini ısıtmak için ateş aramaya gittiğinde ulaştı. Allah diyor ki: Eşini rahatlamanın içerisinde vahiy hakikati var. Rahmet var."