uykudan hiç söz etmedim, bir de yemekten;
öyle ki çoğu insanın sadece şu uykuya ayırdığı
zamanın bile haddi hesabı yok, oysa ömrümüzün
yarısını alıp götüren bir şey bu.
İster doğa çıkarmış olsun karşınıza, isterse tesadüfler
ya da isterse kendi seçiminiz olsun, yaşamınızı
birileriyle paylaşıyorsanız, kendinizi bütün içtenliğinizle
şartlara uydurmalı ve onlara gereken
özeni göstermelisiniz, tabii yakınlık göstereceğim
derken kimsenin ahlakını bozmadan, hoşgörülü
olacağım derken hizmetkarlarınızı efendiniz
haline getirmeden.
Zenci deyince pardon siyahi(!) deyince aklınızda oluşan imge nedir? Yanlarına otururken tiksiniyor musunuz? Kokuları üzerinden atılan sözlük başlıklarını gördünüz mü, ya da aklınıza siyahi-cinsel tanımlamalar geliyor mu? Kaç kişi şeytanı siyah olarak düşünmedi? Hadi gelin açık olalım. Ötekini anlamak için, ötekinin safına geçip anlamaya çaba verelim. Gerçeklik sadece bizim baktığımız noktadan hakikat olmuyor.
Yıl 1795 Fransa’nın Cezayir’i işgali. Yıl 1954-1962 Cezayir Bağımsızlık Savaşı. Bu süreç boyunca neler oldu? Tarihi değil, halka yansımasını konuşalım. Sömürgecilik, halklar üzerinden otorite kurup sömürü yaparken, sadece işgal edilen topraklar değildi geride kalanlar toprak işgalinin de üstündeydi. İşte Frantz Fanon, tam da bu karmaşanın yaşandığı bir dönemde doğdu. Cezayir asıllı bir Fransız. (Belki de Fanon bu tanımdan hoşnut olmazdı). Fransa’da tıp, psikoloji ve felsefe eğitimi aldı. 1951’den itibaren psikiyatri olarak çalışmaya başladıktan sonra Cezayir’e gitti. Cezayir Bağımsızlık hareketini destekledi.
Sömürgecilik sonrası halka bırakılar, travmalar, kimlik bunalımları, depresyon ve büyük yıkımlar.. İşte tam bu süreçte Fanon halkın yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışıyor. Fanon’a ait olan, Siyah Deri Beyaz Maskeler kitabı sömürgeciliğin, sömürge edilen halkta yarattığı psikolojik, kimliksel yıkımın sunulmasını olarak okunabilir. Yazarın sömürge karşıtı kitaplarından biridir. Aslında bir doktora tezidir fakat kabul edilmediği için 1952 yılında kitap olarak yayınlanmıştır. Çatışmacı bir perspektiften yazılmıştır.
Orçun Türkay tarafından çevrilmiş, Metis yayınları tarafından okuruna sunulmuş eser, sonuç yeri dahil olmak üzere 8 bölümden oluşmaktadır. Kısa bir giriş yapıldıktan sonra birinci bölüm “Siyah ve Dil” de, siyahilerin dilsel olarak sömürü