Sen de başarısızlık için biçilmiş kaftansın; dünyayla savaşacağından değil. Seni çiğneyip tükürmesine izin verir ve yanlış olan neydi diye düşünerek serilip yatardın. Çünkü sen hayattan hep olmadığı bir şey olmasını, hiç olmak istemediği bir şey olmasını beklerdin.
Her sabah yatağımla bedenim mıknatısın iki ucu gibi birbirinden ayrılmakta zorlanıyor; günün başlaması adeta bir zorlamayla başlıyor. İnsanlarla ilk temas anımda yapay bir gülümseme var yüzümde; dışarıdan belki küçümseyici bir ifade. Bu onları küçümsemiyorum; sizin de konuşmak isteyip de konuşmadıklarınızı, konuşamadıklarınızı biliyorum. Hepimizin içinde kurulmuş bir zemberek var; rulo rulo kâğıtlara sarılmış kelimeler, her günün döngüsünde geri sarılan, her gün özgürlüğe muhtaç zihnin tutsaklaştırdığı kelimeler. Kendimi, üzerinde balerinin döndüğü kurma müzik kutularına benzetiyorum; hani şu mekanizma çevrilince Für Elise müziğinin çaldığı kutular. Hayatın boyunca tek bir şarkı eşliğinde dans etmeye mahkûm edilmiş balerin gibiyim.
Gezdiğim yerler pek anlam ifade etmiyor bana; bir tablo karşısında duruyorum, bir film izliyorum, bir tarihi eser görüyorum. Bana anlatmamalı hiçbir şey; ben arada süzgeç olup başkalarına aktarmalıyım artık. Hayat böyle; tüm duygularımın ve düşüncelerimin taşıyıcısı rolündeyim. İnsanlara anlatacak bir şeyler bulmalıyım. Soruyorum karşımdaki tabloya: “Bana yardım et, bana ne anlatabilirsin ki? Günümü geçirmeme yardım edebilirsin, bana insanlarla iletişim kurmaya yardım et,” diyorum her akşam, her gün. Aynı döngü; kazananı olmayan bir savaş. Kendi adresine defalarca aynı pul yapıştırılıp kargolanan boş bir kutu gibiyim